|
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ
TARİHSEL GELİŞİMİ
İNSAN HAKLARI
ÇOCUK HAKLARI
AİLE HAKLARI
POLİSTEKİ HAKLARINIZ
TÜKETİCİ HAKLARI
POLİS HAKLARI
İNSAN HAKLARI EVRENSEL
BİLDİRGESİ
Madde 1- Her insan özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar, akıl ve
vicdanla donatılmış olup birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla
davranır.
Madde 2- Herkes; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir
görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş ya da benzeri başka bir statü
gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge'de ileri sürülen tüm
hak ve özgürlüklere sahiptir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet
altında ya da kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir
egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu
ülke ya da alanın siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne
dayanarak hiçbir ayrım gözetilemez.
Madde 3- Herkesin yaşama ve kişi özgüllüğü ve güvenliğine hakkı vardır.
Madde 4- Kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; kölelik ve köle
ticareti her türüyle yasaktır.
Madde 5- Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur
kırıcı davranış veya ceza uygulanamaz.
Madde 6- Herkesin, nerede olursa olsun yasa önünde bir kişi olarak
tanınma hakkı vardır.
Madde 7- Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa
tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu Bildirge'ye aykırı
herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcılık kışkırtıcılığına karşı eşit
korunma hakkına sahiptir.
Madde 8- Herkesin anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen
eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna
başvurma hakkı vardır.
Madde 9- Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün
edilemez.
Madde 10- Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine
herhangi bir suç yüklenirken tam bir eşitlikle bağımsız ve yansız bir
mahkeme tarafından hakça ve açık bir yargılanmaya hakkı vardır.
Madde 11- 1.Kendisine bir suç yüklenen herkesin, savunması için gerekli
olan tüm güvencelerin tanındığı bir açık yargılanma yoluyla yasaya göre
suçluluğu kanıtlanana değin suçsuz sayılma hakkı vardır.
2.Hiç kimse işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre bir
suç oluşturmayan herhangi bir eylem ya da kusurdan dolayı suçlu
sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan
daha ağır bir ceza verilemez.
Madde 12- Kimsenin özel yaşamı, ailesi, konutu ya da haberleşmesine keyfi
olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu tür karışma
ve saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır.
Madde 13- 1.Herkesin bir devletin sınırları içinde yer değiştirme ve
oturma özgürlüğüne hakkı vardır.
2.,Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve
ülkesine dönme hakkına sahiptir.
Madde 14- 1.Herkesin, zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma
olanaklarından yararlanma hakkı vardır.
2.Gerçekten siyasi nitelik taşımayan suçlardan ya da Birleşmiş
Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma
durumunda bu haktan yararlanılamaz.
Madde 15- 1.Herkesin bir uyrukluğa hakkı vardır.
2.Kimse keyfi olarak uyrukluğundan yoksun bırakılamaz. Kimsenin
uyrukluğunu değiştirme hakkı yadsınamaz.
Madde 16- 1.Evlenme çağındaki erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da
din bakımından sınırlamalar konulmaksızın evlenmeye ve bir aile kurmaya
hakkı vardır. Evlenirken, evlilik sırasında ve evliliğin bozulmasına
ilişkin hakları eşittir.
2.Evlenme bağılı, ancak istekli eşlerin özgür ve tam oluruyla yapılır.
3.Aile, toplumun doğal ve temel birimidir ve toplum ve devlet tarafından
korunur.
Madde 17- 1.Herkesin tek başına ya da başkalarıyla birlikte, mülkiyet
hakkı vardır.
2.Kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu
hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını, tek
başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, tören
ve ibadet yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.
Madde 19- Herkesin görüş ve anlatını özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak,
karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa
olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir,
Madde 20- 1.Herkes, barışçı toplanma ve demek kurma hakkına sahiptir.
2.Hiç kimse, bir derneğe girmeye zorlanamaz.
Madde 21- 1.Herkes, doğrudan ya da özgürce seçilmiş temsilciler
aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.
2.Herkesin, ülkesindeki kamu ismetlerine eşit olarak katılma hakkı
vardır.
3.Halkın istemi, yönetim otoritesinin temelidir. Bu istem, genel ve eşit,
gizli ve özgür oya dayalı dönemsel ve gerçek seçimlerle belirtilir.
Madde 22- Herkesin bir toplum üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı
vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her
devletin örgüt ve kaynaklarına göre herkes onur ve kişiliğinin özgür
gelişmesinin ayrılmaz bir öğesi olarak ekonomik, toplumsal ve kültürel
hakların gerçekleşmesi hakkına sahiptir.
Madde 23- 1.Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli
koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır
2.Herkesin herhangi bir ayrım gözetilmeksizin eşit iş için eşit ücrete
hakkı vardır.
3.Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gereğinde
başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil
ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
4.Herkesin çıkarım korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma
hakkı vardır.
Madde 24- Herkesin, iş saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve
ücretli dönemsel tatiller dahil, dinlenme ve boş zamana hakkı vardır.
Madde 25- 1 .Herkesin, kendisi ve ailesinin sağlık ve refahı için
beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes; işsizlik,
hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi denetiminin dışındaki
koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.
2.Analar ve çocukların özel bakım ve yardıma hakları vardır. Tüm
çocuklar, evlilik içi ya da evlilik dışı doğmuş olmalarına
bakılmaksızın, aynı toplumsal korumadan yararlanır.
Madde 26- 1.Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğilim, en azından ilk ve
temel eğitim aşamasında parasızdır, ilköğretim zorunludur. Teknik ve
mesleksel eğitim herkese açıktır. Yükseköğrenim yeteneğe göre herkese
eşit olarak sağlanır.
2.Eğitim, insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarına ve temel
özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yöneliktir. Eğitim, tüm uluslar,
ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirir
ve Birleşmiş Milletler'in, barışın korunması yolundaki etkinliklerini
daha da geliştirir,
3. Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak
sahibidir.
Madde 27- 1 .Herkes, topluluğun kültürel yaşamına özgürce katılma ve
sanattan yararlanma ve bilimsel gelişmeye katılarak yararlarını paylaşma
hakkına sahiptir.
2.Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, yazın ve sanal ürünlerinden doğan
manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.
Madde 28- Herkesin, bu Bildirge'de ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam
olarak gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.
Madde 29- 1.Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak veren
topluluğuna karşı ödevleri vardır.
2.Herkes, hak ve özgürlüklerini kullanırken, ancak başkalarının hak ve
özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve
demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refah ve
gereklerinin karşılanması amacıyla yasayla belirlenmiş sınırlamalara
bağlı olabilir.
3.Bu hak ve özgürlükler, hiçbir koşulda Birleşmiş Milletler'in amaç ve
ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.
Madde 30- Bu Bildirge'nin hiçbir hükmü, herhangi bir devlet, grup ya da
kişiye burada ileri sürülen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok
edilmesini amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkını
verir biçimde yorumlanamaz.
TARİHSEL
GELİŞİMİ
İNSAN HAKLARI
İnsan Hakları Nedir?
Hukuk dilindeki "gerçek kişiler" ve toplum içinde yaşamayı seçmiş
bireyler olarak, bir başka deyişle bu ülkenin vatandaşları ve yeryüzünün
sakinleri olarak HEPİMİZ insan haklarına sahibiz.
Peki, nedir İnsan Hakları?
Irk, dil, din, cinsiyet, siyasal ya da herhangi bir görüş, ulusal ve
sosyal köken, servet ve doğum ya da başka farklar gözetilmeksizin insan
doğasının özünde bulunduğu kabul edilen ve bundan dolayı bütün siyasal
iktidarların işlerlik kazandırması ve uyması gereken hak ve özgürlüklerin
bütünüdür.
Toplum içinde bizlerle aynı insani haklara sahip başka insanlarla
birlikte yaşıyoruz. Bu nedenle, birbirleriyle ilişki içindeki farklı
bireylerin hak ve yükümlülükleri arasındaki uyum ya da çatışma,
insanların günlük yaşamdaki haklarının içeriğini, tanımlanmasını ve
uygulanmasını belirtiyor. Kısacası, bu haklar benim olduğu kadar senin;
bizim olduğu kadar onların. Eğer toplum içinde bir arada yaşayacaksak,
benimkiyle seninki, bizimkiyle onlarınki uyum içinde olmak durumunda.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden:
Madde I. "Tüm insanlar özgürlük, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.
Akıl ve vicdan sahibidirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duygusuyla
hareket etmelidirler."
Madde II. "Herkes ırk, renk, cinsiyet,dil, din, siyasal veya başka
herhangi bir görüş, ulusal ya da sosyal köken, zenginlik, doğum ya da
başka herhangi bir ayırım gözetilmeksizin bu Bildirge'de ilan edilen tüm
haklardan ve özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız ülke
uyruğu olsun, ister vesayet altında ya da özerklikten yoksun ya da
egemenliği herhangi bir şekilde kısıtlanmış ülke yurttaşı olsun, bir kişi
hakkında, uyruğu bulunduğu ülkenin siyasal, yönetimsel ya da uluslararası
statüsünden kaynaklanan herhangi bir ayırım yapılamaz."
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İNSAN HAKLARI BELGELERİ
1215, Magna Charta Liberdatum: İngiltere'de asiller kralın yasaları keyfi
uygulamasına son verdiler. Sıradan insanların değil, asillerin hakları ve
katılımları söz konusu oldu. Yasaları gene kral yapıyordu.
1628, Petition of Rights (Haklar Dilekçesi): İngiltere'de sıradan
insanların keyfi tutuklanmasına ve keyfi vergilere mahkûm edilmesine
karşı hazırlandı. Yetkileri kısılmış gibi görünse de hâlâ kralın astığı
astık, kestiği kestikti.
1679, Habeas Corpus: İngiliz halkının kişisel hakları dile getirildi.
Parlamentonun yetkileri artmış olsa da birey idare'nin, yani kralın ve
onun adamlarının keyfi uygulamalarına karşı şikâyet ve yasal işlemde
bulunma hakkından yoksundu.
1776, Bili of Rights (Haklar Kanunu): ABD 'nin Virginia Eyaleti'nin
anayasasında "her insanın doğuştan özgür ve bağımsız" olduğu, yaşamaya
hakkı bulunduğu, mülk edinebileceği, mülk sahibi olabileği, vb. ilan
edildi. Bu, insanlık tarihindeki ilk insan hakları belgesi olarak kabul
edilir.
1791, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi: Fransız Devrimi'yle birlikte
her kişinin hak ve özgürlükleri tarif edildi: Özgürlük, eşitlik,
mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı çıkma, yasalar önünde eşitlik ve
keyfi tutuklanmaya karşı korunma, din ve vicdan özgürlüğü...
10 Aralık 1948, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi:
İkinci Dünya Savaşı'na kadar geçen süre içindeki ve savaş sırasındaki
katliamlara karşı insanlık vicdanının ve birikiminin sonucu olarak
hazırlandı.
16 Aralık 1966, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmeleri:
İnsanların ve devletlerin siyasal hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra
ekonomik ve sosyal haklarının da ifade bulduğu belgelerdir. Sendikalaşma,
grev hakkı gibi çalışanların haklarını da içerir.
4 Kasım 1950, Avrupa Konseyi Temel insan Hak ve ÖzgürlükleriKonvansiyonu:
BM insan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni esas almıştır.
l Ağustos 1975, Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansı Sonuç Belgesi:
Devletler hukuku açısından yaptırım gücü olmamasına karşın insan
haklarını ilk kez "güvenlik" (Avrupa'da güvenlik bölümünde yer alır)
kapsamında ele alan belgedir.
Bunların dışında politik göçmenlerin, savaş esirlerinin, kadınların,
çocukların ve hastaların haklarını ele alan ya da başka konuları içeren
sayısız belge imzalanmıştır.
Bu kısa tarihçeden görüldüğü gibi, insan hakları anlayış ve uygulamaları
toprakta özel mülkiyetin gelişmesi ve hukuka bağlanması, toprak
ürünlerinin ve sanayi ürünlerinin kişiler ve tüzel kişiler tarafından
üretilip pazarlanmasına ve ulus-devletin olgunlaşmasına paralel olarak
gelişmiştir, insanlar bu süreç içinde hem birbirlerine, hem de içinde
yaşadıkları toplumsal sisteme (devlete) karşı hak ve ödevleri konusunda
daha talepkâr olmuşlardır.
Osmanlı imparatorluğu döneminde "Ferman Padişahın"dı. Tanzimat döneminin
ünlü 1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanları sadece devlet
yönetiminde hâkim olması gereken bazı ilkeleri göstermiş, Müslüman
olmayan tebaaya Müslüman tebaayla (yurttaş değil) eşit haklar ilan
etmişti. 23 Aralık 1876'da ilan edilen Kanun-i Esasi (ilk anayasa) bir
takım hakları telaffuz etmişti. Bu Anayasa'da 1909'da yapılan
değişikliklerle padişahın yasama ve yürütme üzerindeki yetkileri kısıldı,
toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, basına sansür konulamayacağı gibi
kurallar eklendi. Ama bu kez padişahın yerini "tek parti yönetimi"
(ittihat ve Terakki) almıştı.
29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ülke
ekonomisi güçlendikçe, Türkiye dünyaya açıldıkça, eğitim ve bilgi
düzeyleri yükselen yurttaşlar olarak insani haklarımızı artan ölçüde
gündeme getirmeye başladık. Düşününüz ki, doğuştan bir takım haklarla
donatılmış kişi olan "yurttaş-vatandaş" kelimesi 1923'den önce yabancı
dil-Türkçe sözlüklerinde yoktu. Hem devlet olarak, hem de yurttaşlar
olarak bu konuda biraz yavaş gelişmiş olmamız, bu konuda önümüzde duran
çağı yakalama zorunluluğunu değiştirmiyor.
HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?
İNSAN HAKLARI
İNSANCA YAŞAMA HAKKI
İnsanca yaşama, maddi ve manevi varlığınızı koruma ve geliştirme hakkına
sahipsiniz. Size hiç kimse işkence ve eziyet yapamaz; insan haysiyetiyle
bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazsınız. (Anayasa:Md.17)
HÜRRİYET
Kişi hürriyeti ve güvenliğine sahipsiniz. Bu hürriyet ve güvenliğiniz,
kanunlarla belirlenen tutuklama, göz altına alma, ıslah evine gönderme ve
resmi müessesede gözlem altına alınma hallerinin dışında hiç bir kişi
veya kurum tarafından ihlal edilemez, kesintiye uğratılamaz. Yasa
tarafından belirtilmeyen gerekçelere ve usullere dayanılarak özgürlüğünüz
kısıtlanamaz. Bu en tabii hakkınız, bunu sağlamak da en önemli
görevimizdir. (Anayasa: Md.19)
TUTUKLANMA
Kanunlarla belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda tutuklanmanız
durumunda; tutuklanma sebebinin en kısa zamanda tarafınıza bildirilmesi,
haklarınızın neler olduğunun anlatılması ve tutuklandığınızın
yakınlarınıza bildirilmesi zorunludur. Yakalanmanız veya tutuklanmanız
durumunda en kısa sürede hakim önüne çıkarılmanız, tutuklanmanız veya
yakalanmanızda kanuna uygun olmayan bir unsurun varlığında hemen serbest
bırakılmanızı sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma
hakkına sahipsiniz. (Anayasa: Md.19)
ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ
Özel hayatınıza ve aile hayatınıza saygı gösterilmesini isteme hakkına
sahipsiniz. Özel hayatınızın ve aile hayatınızın gizliliğine dokunulamaz.
Kanunlarla belirlenen esaslar doğrultusunda verilen arama kararlan bu
konuda bir istisnadır. (Anayasa: Md.20)
KONUT DOKUNULMAZLIĞI
Konut dokunulmazlığı en tabii hakkınızdır. Kanunun açıkça gösterdiği
hallerde usulüne göre verilen hakim kararı olmadıkça, gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet Savcıları ve onların yardımcıları
sıfatıyla emirlerini yerine getirmeye memur olan Güvenlik Güçleri dışında
hiç kimse konutunza giremez, arama yapamaz ve buralardaki eşyanıza el
koyamaz. (Anayasa Md.21)
AVUKAT İSTEME HAKKI
Herhangi bir suçlamayla yakalanmanız veya göz altına alınmanız durumun
da; soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla avukatın
hukuk yardımından faydalanma hakkına sahipsiniz. Zabıta amir veya
memurlarınca yapılan sorgu işleminde ancak bir avukat bulundurabilir,
sonraki savunmalarda is ancak üç avukat bulundurabilirsiniz. Hangi makam
veya kişi tarafından yapılırsa yapılsın soruşturmanın her safhasında
avukatınızın sizinle görüşmesi, ifade alma ve sorgu müddetince yanınızda
bulunup, hukuki yardımda bulunması engellenemez veya kısıtlanamaz. Avukat
seçebilecek durumda olmamanız, halinde ise baro tarafından
görevlendirilecek bir avukatın hukuki yardımından ücretsis
faydalanabilirsiniz. (CMUK Md. 135-136)
DELİL TOPLATMA HAKKI
İfadenizin alınması veya sorgunuz sırasında şüpheden kurtulmak gayesiyle
somut delillerin toplanmasını talep edebileceğinizin ve aleyhinize olan
şüpheleri ortadan kaldıracak delilleri ileri sürme hakkınızın olduğunun
da hatırlatılması zorunludur. (CMUK Md. 135)
GEÇERSİZ İFADE
Yapılan sorgu sonucu alınan beyanınızın özgür iradenize dayanması
zorunludur. Bu iradenizi baskı altına alarak, kötü davranma, işkence,
zorla ilaç verme yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı
araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahale yapılamaz.
Kanuna aykırı menfaat vaad edilemez. Bu tür yasak yöntemlerle elde edilen
ifadeleriniz rızanız olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. (CMUK Md.
135)
SUSMA HAKKI
Zabıta amir ve memurları ile C. Savcısı tarafından ifade alma ve hakim
tarafından sorguya çekilmede; ne ile suçlandığınızın açıkça belirtilmesi,
isnat edilen suçlamayla ilgili olarak açıklamada bulunmamanızın (yani
susmanızın) kanuni haklarınızdan olduğunun hatırlatılması da zorunludur.
(CMUK Md. 135)
ÖDEVLERİMİZ
"Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere
karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." (Anayasa: Md. 12/2)
ÇOCUK HAKLARI
Çocuk kavramı konusunda tarihsel sürece baktığımızda dünya genelinde
büyük değişimlerin yaşandığını görmekteyiz. Eski çağlardan bugüne
gelirken en büyük değişimlerden birinin çocukluğun algılanışı olduğu
görülmektedir. Çocukluğun tarihsel gelişimine baktığımızda babanın
istediği uygulamayı yapmakla serbest olduğu, çocuğun bir eşya gibi
babanın mülkiyetinde kabul edildiği bir dönemin başlangıcı oluşturduğu
görülmektedir. İlerleyen zamanda çocuklar için özel bir duyarlılığın
gerekli olduğu, çocukların özel gereksinimleri olduğu görüşlerinin
kabullenildiği bir ara sürecin yaşandığı görülmektedir. Günümüzde ise
çocukların yetişkinler gibi medeni, siyasi, toplumsal, kültürel ve
ekonomik bütün haklardan yararlanmaları gerektiği ve bunun sağlanması
için çalışmaların yapıldığı bir ortama ulaşılmıştır. Bugün en önemli
aşama çocukların katılım haklarının artık kabul edildiği ve kendileri ile
ilgili her türlü olaya bizzat katılabilmeleri görüşünün kabul
edilmesidir.
Bu konudaki en büyük adım da bu konuda devrim sayılabilecek olan çocuk
hakları sözleşmesidir. Bugün çocuklar; siyasal, toplumsal, medeni,
kültürel ve ekonomik alanlarda yetişkinler gibi haklara sahip
olacaklarını gösterir bir Çocuk Haklarına dair Sözleşmeye sahiptirler.
Çocuk haklarına dair sözleşme 2 Eylül 1990 tarihinde uluslararası yasa
statüsüne kavuşmasından bugüne kadar dünya üzerinde Amerika, Birleşik
Devletleri ve Somali olmak üzere 2 ülke dışında dünyadaki tüm ülkelerce
imzalanmış ve tarihteki en yaygın kabul gören ve onaylanan insan hakları
belgesi özelliğini kazanmıştır.
Bugün dünya çocuklarının % 96’sı çocuk haklarını korumak için yasal
yükümlülük altına giren ülkelerde yaşamaktadır. Sözleşmeyi onaylayan her
ülke çocuklarla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmelerinde anne -
babalara ve sorumlu olan tüm kuruluşlara yardımcı olacak tüm önlemleri
almakla yükümlüdür. İmzacı ülkeler bunu yapacağını onaylamış ve imza ile
yükümlülük altına girmiştir.
Ancak gözlemler imzacı ülkeler içerisinde Birleşmiş Milletlere rapor
yollayan 43 ülkeden 14’ünün sözleşme ilkelerini kendi anayasalarına
uyarladıklarını göstermektedir. Diğer 35 ülke sözleşmeye uyum sağlamak
için yeni yasalar çıkartmış ya da mevcut yasalarda değişiklikler
yapmışlardır. 13 ülke ise bunları yapmamasına karşın çocukları kendi
hakları konusunda bilinçlendirmek için sözleşmeyi okul programlarına ve
derslere dahil ederek tanıtım ve eğitim faaliyetlerine girmişlerdir.
Dünya ülkelerinin çocuk haklarıyla ilgili uygulamalarına baktığımızda
çarpıcı örneklerle karşılaşmaktayız. Örneğin Togo'da hükümet sözleşmede
yer alan maddelerin tümüne yeni anayasasında yer vermiştir. Aynı şekilde
Uganda, Angola, Etiyopya ve Namibya'da anayasalarını sözleşmeye göre
düzenlemişlerdir. Honduras da sözleşmeyi temel alan yeni bir çocuk
hakları yasasını kabul etmiştir. Tunus'ta kabul edilen çocuk koruma
yasası sözleşmeyle uyumlu 123 madde içermektedir. Aynı şekilde Nepal'de,
yeni çocuk yasası ile sözleşmeye uyumlu kanuna sahip olmuştur. Çin de
çocuk hakları konusunda yasama girişimlerinde bulunan diğer ülkeler
arasında yer almaktadır. Burkino Faso'da ilköğretim ve ortaöğretim eğitim
programlarına çocuk hakları ile ilgili dersler konulmuş ve çocuklarla
ilgili davalar çocuk mahkemelerinde görülmeye başlanmıştır.
Türkiye'deki tabloya baktığımızda ise şu tabloyu görmekteyiz; Türkiye
Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 29-30 Eylül tarihleri arasında
toplanan "Çocuklar için Dünya Zirvesinde" ilk kez imzaya açılan Çocuk
Hakları Sözleşmesini toplantıda bulunan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut
Özal'ın imzalamasıyla sözleşmeye ilk imza koyan devletler içinde yer
almıştır. Ancak yasanın yürürlüğe girmesi için gereken ülkelerin
meclisinde onaylanması işlemini ancak 9 Aralık 1994’de
gerçekleştirmiştir. Bunu yaparken sözleşmenin 7., 29. ve 30. maddelerini
Lozan antlaşması ve T.C. Anayasasının ilgili maddeleri çerçevesinde
yorumlama hakkını saklı tutarak onaylamıştır. Çocuk Hakları sözleşmesi 27
Ocak 1995 tarihinde 22184 sayılı resmi gazetede yayınlanarak 4058 sayılı
yasa ile iç hukuk kuralına dönüşmüştür.
Anlaşmanın 1. maddesine uygun olarak, kanun ve düzenlemelerde bir çocuğun
tanımı ile ilgili konuları içeren bilgi yer almaktadır. Özellikle
yeteneklerinin çoğunun elde ettiği yaş ve değişik amaçlar için
belirlenmiş minimum yasal yaş konusunda bilgi sağlanması önemlidir. Şu
temel problemleri içerir:, Ebeveynin rızası olmadan yasal ve tıbbi
danışmanlık, zorunlu eğitimin bitiş yaşı, yarı zamanlı iş sahibi olma,
tam zamanlı iş sahibi olma, zararlı işler, cinsel rıza, evlilik, ordu
kuvvetlerine gönüllü yazılma, ordu kuvvetlerine zorunlu çağrı, mahkemede
gönüllü tanıklık, suç sorumluluğu, haklardan mahrumiyet, hapsedilmek
alkol kullanımı bulunmaktadır.
Bundan sonraki bölümlerde genel başlıklar altında ilgili maddelerin
nelerle ilgili olduğu anlatılmıştır.
Genel Prensipler:
a) Fark gözetmeme (Madde 2)
b) Çocuğun yüksek yararı (Madde 3)
c) Yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı (Madde 6)
d) Çocuğun görüşlerine saygı (Madde 12)
Sivil Haklar Ve Özgürlükler:
a) Adı ve milliyeti (Madde 7)
b) Kimliğin korunması (Madde 8)
c) İfade özgürlüğü (Madde 13)
d) Doğru bilgiye ulaşma (Madde 17)
e) Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü (Madde 14)
f) Barışçıl toplantı yapma ve örgütlenme özgürlüğü (Madde15)
g) Gizliliğin (Kişiselliğin) korunması (Madde 16)
h) İşkence veya diğer zulüm, insanlık dışı ve alçaltıcı muamele ve
cezalara maruz kalmama hakkı (Madde 37 (a))
Aile Çevresi Ve Alternatif Bakım:
a) Ebeveyn rehberliği (Madde 5)
b) Ebeveynin sorumlulukları (Madde 18, Parag.1-2)
c) Ebeveynden ayırma (Madde 9)
d) Ailenin yeniden birleştirilmesi (Madde 10)
e) Çocuk için nafakanın iyileştirilmesi (Madde 27, Paraf. 4)
f) Çocuğun aile ortamından yoksun bırakılması (Madde 20)
g) Evlatlık edinme (Madde 21)
h) Kanuna aykırı nakletme ve geriye döndürme (Madde 11)
i) Fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünlük bakımından
(topluma kazandırma) istismar ve ihmal (Madde 39)
j) Yerleştirilenlerin periyodik kontrolü (Madde 25)
Temel Sağlık Ve Refah:
a) Hayatın devamı ve gelişim (Madde 6, Parag.2)
b) Özürlü çocuklar (Madde 23)
c) Sağlık ve sağlık hizmetleri (Madde 24)
d) Sosyal güvenlik ve çocuk bakım servisleri ile olanakları (Madde. 26 ve
18, parag3)
e) Yaşam standardı (Madde 27, parag.1-3)
Eğitim, Boş Vakti Değerlendirme Ve Kültürel Etkinlikler:
a) Mesleki eğitim ve rehberlik içeren eğitim (Madde 28)
b) Eğitimin amaçları (Madde 29)
c) Boş vakti değerlendirme, eğlence ve kültürel etkinlikler (Madde 31)
Özel Koruma Önlemleri:
a) Tehlike içindeki çocuklar
i) Mülteci çocuklar (Madde 22)
ii) Fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşmede (topluma
kazandırma) (Madde39), silahlı çatışma içindeki çocuklar (Madde 38)
b) Kanun ile çatışan çocuklar
i) Çocuk yargılamasının yöntemi (Madde 40)
ii) Özgürlüğünden yoksun bırakılan çocuklar-her türlü tutuklama, hapse
atma veya koruma evlerine yerleştirme, (Madde 37 (b), (c), ve (d) )
iii) Gençlerin mahkum edilmesi-özellikle ölüm cezasının yasaklanması ve
hapishanede tutulması. (Madde 37 (a) )
iv) Fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşme (topluma
kazandırma) (Madde 39)
c) İstismar edilme durumundaki çocuklar-fiziksel ve psikolojik
iyileştirme ve sosyal bütünleşmeyi (topluma kazandırma) sağlama (Madde
39)
i) Çocuk işçiliğini içeren ekonomik sömürü (Madde 32)
ii) İlaç (uyuşturucu) bağımlılığı (Madde 33)
iii) Cinsel istismar ve kötüye kullanma (Madde 34)
iv) Diğer çeşitli istismarlar (Madde 36)
v) Satışı, trafiği ve kaçırma (Madde 35)
d) Bir azınlık veya bir yerli grup içindeki çocuklar (Madde 30)
Temel iki kavramın altının çizilmesi gerektiği özellikle çocuk hakları
sözleşmesinden sonra ortaya çıkmıştır.
1- Çocuğun birey olarak var olduğu ve hakları bulunduğu,
2- Çocuğun yararları ilkesinin temel ilke olarak değerlendirilmesi
gerekliliği,
Çocuk haklarını yasal ve manevi haklar olarak iki grupta incelemekte
fayda vardır. Yasal bir hak, ülkesinin yasası tarafından verilen ve
uygulanan bir hak ve yetkidir. Manevi hak ise, doğrulanabilir bir yetkiyi
tanımlamaktadır. Yasal bir hakkın hukukun adli mekanizmasıyla
uygulanabilir olması zorunludur, oysa manevi bir hak her zaman
uygulanamaz. Ancak manevi hakların, yasal hakların oluşumunda bir etken
olabileceği unutulmamalıdır.
Çocuk Haklarını şu alt başlıklarda incelemek mümkündür.
1- Refah hakları: Bu haklar bütün çocukların beslenme, tıbbi hizmet ve
barınma ve eğitim gereksinimlerini sağlar.
2- Korumacı haklar: Çocukları yetersiz ilgiden, ev içindeki ihmal,
fiziksel ya da duygusal istismardan ya da başka herhangi bir tehlikeden
koruyacak haklarla ilgilidir. Korumacı hakların, çocukları yetişkinlere
bağımlı kıldığını ve özerkliklerini yok ettiği için eleştiren kimi çocuk
hakları savunucuları, korumacı hakların tanımlanması ve uygulanmasında
çok hassas olmak gerektiğini ileri sürmektedirler.
3-Yetişkin hakları: Şu anda yetişkinlerin tek başlarına sahip oldukları
haklara, çocuklarında sahip olmaları gerektiğini söylemektedir. Bu istek
yaşın, ayrıcalık vermek ya da yadsımak için keyfi ve akıl dışı bir
denektaşı olduğu görüşüne dayanmaktadır. Bu yetişkin haklarını genç
insanlara tanımak, onların bu önemli alanlardaki özerkliklerini ve
bağımsızlıklarını arttıracaktır.
4- Ana-babalara karşı haklar: Çocukların reşitlik yaşına ulaşmadan önce,
ana-babaları karşısında daha fazla bağımsızlık sahibi olmaları
gerektiğini ifade eder. Yetişkin hakları gibi bu hakların amacı da
çocukları korumak değil, kişisel özelliklerini arttırmaktır.
Çocuk hakları konusunda korumacı ve özgürleştirici eğilimler olmak üzere
iki temel yaklaşımın olduğu görülmektedir. Ancak, çocukların korunması ve
çocuk haklarının korunması zorunlu olarak birbirlerine karşıt değil,
birbirlerini tamamlayıcı hedefler olarak değerlendirilmelidir. Korumacı
yasalar, özgürleştiricilerin çocuklara genişletmeyi istedikleri
yetişkinlerin haklarının yerine geçmemeli, onlara destek olmalıdır.
Türkiye'de çocuk hukuku ile ilgili gelişmelerin başlangıcı 19.yüzyıldır.
Bu alandaki önemli gelişmeler gerçek anlamda Cumhuriyet döneminde
gerçekleşmiştir. Diğer hukuk sistemlerinin aksine Türk Hukuk Sisteminde
çocukların korunmasına ait kurallar, esasları bakımından, doğrudan
doğruya Kanunlarla da desteklenmiştir. Bu kanunun model alındığı İsviçre
kanunlarında da aynı şekilde gözükmektedir.
Modern hukuk sistemlerinde çocukların korunması, çocuğunda bir şahsiyet
yani insan olarak sevgiye ve şefkate layık olması ve birlik yani çocuğun,
toplumun, milletin, devletin bir parçasını oluşturması ve kamu yararına
korunması fikrine dayanır.
Memleketimizde ise uzun yıllar sosyal yardım ve bunun içinde çocuğun
korunması dini kurumlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlı
Devletinde bu sosyal kurumlar, "Vakıflar" tarafından oluşturulmuştur.
Türkiye'de çocuğa önem vermek, onu ve haklarını korumaya yönelik
kurumların kurulmaya başlanması 19.yüzyıla rastlar. Mithat Paşa, Tuna
Eyaleti Valisi iken "Çocuk Islahhanelerine" ait bir tüzük düzenlemiş ve
aynı tüzük uygulanmak üzere Dahiliye Nezaretince 1868 yılında bütün
valiliklere tamim edilmiştir. Sokaklarda dilenen çocuklarla, sakat erkek
ve kadınların dilenmekten kurtarılmaları için Dar-ül-acezeler kurulması
1890 yılında Halil Rıfat paşanın sadrazamlığı zamanında düşünülmüş ve
gerçekleşmesini II. Abdülhamit emretmiştir. Yine 1894 yılında çıkarılan
"dilenciliğin meline dair tüzük" o zamanlar için bu sahada
küçümsenmeyecek önlemleri içermektedir.
Cumhuriyetle birlikte, Türk Medeni Kanunuyla çocukların haklarına ilişkin
hükümler düzenlenmiş ve daha sonraları ise çıkarılan özel kanunlarla
medeni kanundaki haklar tamamlanmaya çalışılmıştır. Ülkemizde, çocuğun ve
haklarının korunmasıyla ilgili olarak çıkarılan ilk özel kanun 5387 nolu,
Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun olup, 23 Mayıs l949'da
çıkarılmıştır. Daha sonra 1979 yılında "Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu,
Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un kabulü ile çocuk
yargılamasına özel bir statü kazandırılmıştır. Ancak yasa 1 Haziran l982
de yürürlüğe girebilmiş ve yasa da öngörülen çocuk mahkemeleri ise 1988
yılında kurulabilmiştir. 27 Mayıs l983 tarihinde ise "Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu" yürürlüğe girmiş böylelikle de korunmaya
muhtaç çocuklar hakkında kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 1986 yılında
ise çıraklık ve mesleki eğitim kanunu çıkarılmıştır. Son olarak,
çocukların korunmasıyla ilgili olarak çıkarılan önemli yasalardan birisi
de "özel eğitime muhtaç çocuklar kanunu"dur.
İlkeleri:
1) Hiç bir çocuk ırk, din, dil, politik ve başka inançları, kendisinin ya
da ailesinin serveti, mezhebi dolayısıyla ayrı tutulamaz.
2) Her çocuk özel korunma ve ilgi görecek, hür ve haysiyet gözeten
şartlar altında çocuklara zihin, vücut yapısı ve moral bakımından
gelişmeleri için imkan ve fırsatlar hazırlanacak, kanunla güvence altına
alınacaktır. Bu amaç ile hazırlanacak kanunlarda çocuğun çıkarları önemle
göz önünde tutulacaktır.
3) Her çocuk doğduğu andan başlayarak ad ve milliyet sahibi olmaya hak
kazanacaktır.
4) Her çocuk sosyal sigorta ve gerekli sağlık yardımından faydalanmaya
doğumundan başlayarak hak kazanacaktır.
5) Özürlü çocuklar özel bakım ve eğitim göreceklerdir.
6) Her çocuk sevgi ve şefkate muhtaçtır. Toplum ve yönetim organı, ailesi
olmayan ya da muhtaç çocuklara özel ilgi göstermekle yükümlüdür.
7) Her çocuk eğitim görmelidir. Eğitim en azından ilköğretim düzeyinde
ücretsiz ve zorunlu olmalıdır.
8) Sosyal yardım ve koruma konularında çocuk öncelik almalıdır.
9) Çocuk ihmal, zulüm ve sömürülmekten korunmalıdır.
10) Çocuk ırk, din ve insanlar arasında ayrılık yaratan başka baskılarla
karşılaşmaktan uzak tutulmalıdır.
Sözleşmenin Yapısı:
Sözleşme bir başlangıçla, üç bölümden oluşmaktadır. Başlangıç bölümünde,
sözleşmenin ele aldığı soruna ilişkin temel ilkeler tespit edilmiştir.
Birinci bölüm, usulüne uygun olarak sözleşmeyi onaylayan devletlerin
görevlerini düzenleyen, esasa ilişkin kurallardan oluşmaktadır. İkinci ve
üçüncü bölümlerde ise, sözleşmeye uyulmasının nasıl sağlanıp,
denetleneceğini tanımlayan ve hangi koşullar altında yürürlüğe gireceğini
belirleyen uygulama maddeleri bulunmaktadır.
Sözleşmenin "başlangıç" kısmı ele aldığında, sözleşmenin dayandığı
esaslar şu şekilde tespit edilmektedir:
*Dünyada özgürlük, barış ve adaletin temeli olan, bütün insanların
doğuştan insan haysiyetine sahip olmaları ile eşitliğin ve hakların
devredilmez niteliği.
*İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Uluslararası İnsan Hakları
Sözleşmesinin "herkesin hak ve özgürlüklerden, özellikle ırk, renk,
cinsiyet, dil ve din, siyasi ya da öteki inançlarla, toplumsal ya da
ulusal kökenler, zenginlik veya doğuştan ya da başka bir durumdan
kaynaklanan ayrımlar dahil hiç bir ayrım gözetmeksizin yararlanacağına"
dair temel ilkesi.
*İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin "bütün çocukların özel bakım ve
yardıma hakkı olduğuna" dair ilkesi.
*Çocukların büyümeleri ve esenlikleri için doğal ortam olan ailenin,
toplum içindeki işlerini tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli
yardım ve koruma görmesinin zorunlu olduğu gerçeği.
*Çocuğun, kişiliğinin uyumlu bir biçimde gelişmesi için bir aile
ortamında, mutluluk, sevgi ve anlayış havası içinde büyümesi ihtiyacı.
*Çocuğun toplum içinde kişiliğine özgü bir yaşam sürebilmesi için
hazırlanması, barış, saygınlık, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma
düşüncesi içinde yetiştirilmesi düşüncesi.
*Çocuğa özel bir koruma sağlanması gereksinimini belirten, 1959 tarihinde
kabul edilmiş olan çocuk hakları beyannamesi ile diğer uluslararası
belgelerde yer alan ilkeler.
Sözleşme, çocuklara yönelik tutum ve davranışlara ilişkin evrensel
standartları derleyip, tek bir hukuki metinde toplayan ve bağlayıcı olan
ilk belge olma özelliğini taşımaktadır. Yaşam, sağlık ve eğitim
alanlarında gözetilecek standartları belirlemenin yanı sıra bu sözleşme,
evde ya da iş yerinde, savaş sırasında ya da iç çatışma dönemlerinde,
fiziksel ve cinsel nitelikte olanlarda dahil olmak üzere, şiddet ve
istismara karşı çocuklara açık bir koruma getirmeyi amaçlamaktadır.
Sözleşmenin Çocuklara Tanıdığı Haklar:
Genel olarak insan hakları ile bağlantılı bütün haklar çocuklara
tanınmıştır.
Bu haklar;
1) Hangi yaşta olursa olsun bütün insan varlıklarına tanınan hakları,
işkenceye karşı koruma, bir isim ve tabiiyet edinme vb. hakları teyit
eder ve bunları yansıtır.
2) Çocuklara ilişkin olarak, genel anlamda bütün insanlara
uygulanabilecek standartların yükselmesine yönelmiştir. Örneğin; özel
çalışma koşullarının sağlanması gibi
3) Yalnızca çocuklarla veya onlarla ilgili konuları, örneğin, evlat
edinme, ilkokul eğitimi, ana-babalarla ilişkileri ele alır.
İkinci bölüm, sözleşmenin etkili bir şekilde uygulanmasına ilişkin
hükümler içermektedir.
Sözleşme, çocukların yaşam ve gelişimleri açısından gerekli temel
koşullar üzerinde varılan bir uzlaşmayı yansıtmaktadır.
Çocuk Hakları Sözleşmesinin Önemli Maddeleri İle İlgili Durum Saptaması
Madde 1. Çocuğun Tanımı
Sözleşmenin ilk maddesi çocuğun tanımını yapmaktadır. Çocuğun tanımını
ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın
altındaki her insan çocuk sayılır. Ancak bu maddedeki en büyük soru
işareti çocukluğun başlangıcını açık bırakışıdır. Başlangıç olarak doğum
mu yoksa konsepsiyon yani ilk döllenme mi alınacağı net olarak
belirtilmemiştir. Bunun temelinde bunun ülkelerden ülkelere değişim
göstermesi nedeniyle ülkelerin daha ilk maddeden sözleşmeye karşı
pozisyon almaları tehlikesinin önlenmesidir. O yüzden de kürtaj veya
hamileliğin devamı sorununa yer verilmemiştir. Sözleşmeye göre 0-18 yaş
arası herkes çocuktur.
Buradan yola çıkılarak Türkiye'deki duruma göz attığımızda kanunen 18
yaşına kadar çocuk olarak kabul ettiğimiz rüşt yaşı yani ergen olma
yaşını 18 olarak belirlememiz kanunlarımızın çocuk hakları ile uyumlu
olduğunu göstermektedir.
Türk kanunlarına göre çocukluğun başlangıcına göz attığımızda M.K. 27.
maddesine göre “kişilik çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda
başlamaktadır. MK md. 27/2 "Çocuk sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü
andan itibaren medeni kanundan istifade eder"demektedir. M.K. md. 11 ise
18 yaşını doldurmamış kişi çocuk sayılır demekte ve evlenme ile kazai
rüşt olarak tanımlanan durumların bunun dışında olduğunu söylemektedir.
Aynı kanun maddesine göre evlenme kişiyi reşit kılmaktadır. Evlenebilme
yaşı olarak ta M.K. erkekler için 17, kız çocukları için 15 yaşını en alt
sınır olarak belirlemektedir. Hakim bunu olağanüstü durumlarda bunu erkek
için 15 kız için 14 e çekebilmektedir. M. K. 88'de 15 yaşını dolduran
erkek ve 14 yaşını dolduran kız çocuklar mahkeme kararıyla evlenerek rüşt
olabilmektedirler.
Başka ülkelerin kanunlarına göz attığımızda Arjantin kendi kanunlarına
göre çocuk döllenmenin olduğu andan başlayarak çocuk kavramını kabul
etmektedir.
İngiltere’de çocuk ancak canlı bir doğumdan sonra çocuk olarak kabul
edilir olarak bu maddeyi yorumlamaktadır. Yemen çocuk hakları sözleşmesi
birinci maddesindeki 18 yaşına kadar herkes çocuktur kavramının karmaşaya
yol açabileceğini belirtmektedir. Ancak yorumunda 1. maddede vurgulanmak
istenen konunun 18 yaşına kadar çocuğun korunması gereksinimi olduğu
ancak bazı durumlarda çocuk konumundan çıkarak kanunun muhatabı olmak
zorunda kalacaklardır demektedir.
Çocuk tanımlamasında Türk hukuku fiili ehliyet kavramının önemini
vurgulamıştır. Burada hukuki işlemleri yapabilme, hukuka aykırı
fiillerden sorumlu tutulabilme kavramlarını içerir.
MK md 14 e göre kişinin farik ve mümeyyiz ya da başka söyleyişle sezgin
ve reşit ile kısıtlı olmaması gerekir. Türk Ceza Kanunu 11-15 yaş arası
çocukların yaptıkları olayın ne olduğunu bilip bilmemeleri, sonuçlarından
haberdar olup olmamaları açısından bakılarak suçtan sorumlu olup
olmadıkları araştırılmıştır. Kanunda Farik ve Mümeyyizliğin araştırılması
olarak geçen bu madde ile çocukluk döneminde sorumluluğun sınırlılığı
tartışılmaktadır. 15-18 yaş arasında ise işlenen suçlar için azaltılmış
ceza uygulaması bulunmaktadır. Yine 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin
kuruluşu görev ve yargılama usulleri kanunu ile çocukların işlediği
suçlardan dolayı erişkinlerle birlikte değil, çocuk mahkemelerinde
yargılanmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak pratikte sadece 4 çocuk
mahkemesi bulunması, 2 İstanbul, Ankara ve Trabzon dışında bunun
uygulanmaması sonucunu da beraber getirmektedir. Ayrıca çocuğun tanımında
iş kanunu açısından yaklaşımlarında dikkate alınması gerekir. İş kanunu(İK)
67. maddesine göre 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaktır.
Çocukların sağlığı, okul ve meslek eğitimlerine zarar vermeyecek hafif
işlerde çalışmaları halinde 13 yaşına kadar düşülmekte ve bu yaştakilere
izin verilmektedir.
Umumi hıfzısıhha kanunları
(UHK)173. maddesinde en düşük çalışma yaşı 12 olarak belirlenmiştir. İş
kanunu 69. Maddesi 18 yaş altı erkek ile her yaştaki kız çocukların gece
çalıştırılması yasaktır. 12-16 yaş arası çocukların gece çalıştırılması
yasaktır. Bazı ülkeler çocukluğun bitim yaşı olarak 18 yaşı kabul
etmemektedirler. Örneğin Küba 18 yaşın olgunluğa erişme yaşı olmadığını
vurgulamakta, Liechtenstein ise 20 yaşında çocukluktan kurtulduğunu
söylemektedir. Burkino Faso da 20 yaşı kabul etmektedir. Bolivya ise üst
sınır olarak 21 yaşı kabul etmektedir. Çocuk hakları komitesi yaş
sınırlaması yaparken çocukluktan erişkinliğe geçişte puberteyi sınır
almamıştır. Ancak cinsel rıza, çalışma yaşı ve ceza ehliyeti konularında
titizlik gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Tıbbi yardım alma konusunda çocuk durumu anlayabilir yaşa geldikten sonra
ebeveyn izninden bağımsız davranabilir denilmektedir. Özellikle
ebeveynlerden bağımsız davranma durumu aile-içi cinsel taciz olgularında,
aile planlama konularında gündeme gelebilir. Eğer çocuk durumu
anlayabilecek, yeterli yaşa ulaşmışsa çocuk koruma mevzuatında
psikiyatrik veya tıbbi muayeneyi reddedebileceğini, bu hakka sahip
olduğunu vurgulamaktadır. İsveç kanunlarında da ebeveynlerin iznine
gereksinim olmadan, haberdar etmeden kürtaj yapılabileceğini ve doğum
kontrolü için çocuklara kılavuzluk verilebileceği belirtilmektedir.
Norveç kanunlarında da 12 yaş üstü her hastaya doktorun bilgi vermesi,
hastalığı sonuçlarıyla anlatması gerektiği söylenmektedir. 12-16 yaş
arası çocukların doktordan ebeveynlerine hastalıkla ilgili bilgi
vermemeyi talep etme hakları bulunmaktadır. Finlandiya’da 12 yaş ve
üstünde psikiyatrik tedaviyi reddedebilir ve herhangi bir tedavi için
onayının olup olmadığı dikkate alınır şeklinde hüküm bulunmaktadır.
Zorunlu eğitim ve çalışma yaşı da birbirleriyle bağlantılı ve çocuk
haklarıyla ilgili önemli kriterlerdir. Çocuk hakları sözleşmesinde yaş
sınırının bulunmasının temelinde bu iki durumun ağırlıklı bir rolü
vardır.
Cinsel ilişkiye rıza yaşı da çok önemli bir konudur. Çocuğun cinsel obje
olarak kullanılmasının önüne geçebilmek için cinsel olgunluk dönemine
kadar korunabilmesi temel kriterdir. Ancak ortak yaş sınırı yerine
değişken yaş kriterleri söz konusudur. En iyi çözümün her ülke için
geçerli olan evlenebilme yaşının alınmasının yerinde olacağı
düşünülmektedir. Ebeveynlerinin rızasıyla 12 yaşa kadar düşen evlilik
yaşları Uruguay, Paraguay, Nikaragua, ve Yemen gibi ülkelerde dikkati
çekmektedir. Kız ve erkek çocuklarda farklı yaşların olması da
sözleşmenin ayrımcılığa karşı çıkma ilkesine aykırı düşmektedir.
Cezai sorumluluk yaşı da ülkeden ülkeye değişmekte ve küçük yaşlarda
cezai ehliyetin var olduğu görülmektedir. Beijing kurallarına göre
çocuğun duygusal, mental ve entelektüel olgunluğa ulaşması gözönüne
alınarak ceza ehliyetinin küçük yaşlara çekilmemesi gerekmektedir.
Kanunlarımız birçok alanda çocukluk yaşını 0-18 arasında değerlendirerek
erişkinlerden farklı yaklaşımlara yer vermiş ve bu konuya titizlik
göstermesine karşın buna tezat olan en önemli olayın Devlet Güvenlik
Mahkemelerinde Anayasanın 143.maddesine göre devlet güvenliği düşünülerek
çocukların burada yargılanmalarıdır. Bu durum çocukların hakları
açısından en büyük tezatlardan birini oluşturmaktadır.
Madde 3. Çocuğun Yüksek Yararı
Bu madde çocuğun yüksek yararı temel ilkesini vurgulayan bir maddedir.
Çocukla ilgili bütün girişimlerde, çocuğun yüksek yararı tam olarak
gözetilecektir. Ana-babalar ya da sorumluluk taşıyan diğer kişiler bu
sorumluluğu yerine getiremedikleri takdirde Devlet, çocuğa yeterli
dikkati ve desteği gösterecektir.
Çocuğu ilgilendiren ve kapsayan her işlemde çocuğun yüksek yararının
gözetilmesi temel ilke olup çocuğa önceliğin verildiği, çocuk dostu
toplumların oluşturulması temel prensiptir. Özellikle şu durumlarda
çocuğun yüksek yararı daha ön plana çıkmaktadır.
*Ebeveynden ayrılma: Çocuk isteği dışında anne-babasından ayrılmamalı,
ayrı tutulmamalıdır. Ebeveynleriyle kişisel ilişkide bulunabilmelidir.
*Ebeveyn sorumlulukları: Her iki ebeveynin çocuğun en iyi şekilde
yetiştirilmesi sorumlulukları vardır.
*Çocuğun aile ortamından mecbur kalmadıkça, özel koşullar çocuğa zarar
verecek durum oluşmadıkça alınmaması, aile ortamında kalması
gerekmektedir.
Çocukların korunması için devletin gerekli tedbirleri alacağı
söylenmekteyse de bugün Türkiye'nin temel sorunlarından birisi olan
Korunmaya Muhtaç Çocukların durumu her geçen gün daha dramatik bir boyuta
dönüşmektedir. Öyle ki bugün korunmaya muhtaç çocukların durumu ile
ilgili yeterli veri bulunmamakta sadece bölgesel bazı çalışma sonuçları
bulunmaktadır. Devletin tahmini hesapları çocuk populasyonu içerisinde %
2’lik oranda muhtaçlık varsayımıyla bunu rakamsal olarak 550.000 olarak
somutlaştırmakta ve bunların sadece % 4.1 ine kalitesi tartışılır hizmet
götürmektedir. Türkiye için Dünya Sağlık Örgütünün öngördüğü korunmaya
muhtaç çocuk rakamı ise yaklaşık 2.5 milyondur.
Sokak çocukları bu grup içerisinde en çok gündemde olan grubu
oluştururken bu konuyla ilgili problemin büyüklüğü ve çözüm yolları için
herhangi bir somut planlamanın olmadığı görülmektedir.
Özürlü çocuklar için de daha oluşturulmuş veri tabanının bile bulunmadığı
ve özürlülere yönelik ancak çok kısıtlı çalışmaların yapıldığı
izlenmektedir.
Yasal sorunları olan çocuklar için bugüne değin ancak 4 çocuk
mahkemesinin işlerliğe geçirilmesi de çocuğun yüksek yararları ile
çelişmektedir.
Çocuğun yüksek yararları içerisindeki en temel konulardan birisi olan
eğitim konusunda da çözüm modeli olarak hazırlanan 8 yıllık eğitimde bile
sorunların çözülemediği ve eğitime geçilemediği izlenmektedir.
Geleneksel disiplin yöntemi olan dayağın Tedip kanunun olarak
isimlendirebileceğimiz T.C. Kanununun 477. maddesiyle meşrulaştırılarak
bugünde yaşamımızda olması özellikle eğitim de dayağın günlük yaşamın
içerisinde olması sonucunu getirmektedir.
3. fıkrada sözü edilen bakım ve korumadan sorumlu kurumlar 2828 sayılı
yasayla Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) denetimindedir.
Bugün devlet kendi dışında hiçbir başka kuruluşun varlığını kabul
etmezken dünyada bu konuda çözüm oluşturan kurumlar içerisinde ilk sırada
olan sivil toplum kuruluşlarının organizasyonlarına izin vermemektedir.
Sonuç olarak çok kısıtlı sayıda çocuğa hizmet götürebilmektedir. 1993
verilerine göre 68 çocuk yuvasında 7272 çocuk, 92 yetiştirme yurdunda
11217 çocuk, bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde 613 yatılı 4849
gündüzlü toplam 28.862 çocuk koruma altındadır. 234 çocuk koruyucu
ailede,1030 çocuk evlat edinilmiş, 2442 çocuk ise ayni nakdi yardım
programıyla desteklenerek aile yanında kalmıştır. 66 korunmaya muhtaç
çocuk ücretsiz kreşlerden yararlandırılmıştır. 3772 çocuk ise diğer
programlardan yararlandırılmıştır. 1994 verilerine göre hizmet veren
personel 7081 kişidir.
Yukarıda verilen rakamsal veriler çok açık bir şekilde devletin çocuğun
yüksek yararı ilkesine uygun davranamadığını, yeterli kaynağı
oluşturamadığını ve planlamayı yapamadığını ortaya koymaktadır.
Madde 6. Çocuğun Yaşama, Yaşamını Sürdürme Ve Gelişme Hakkı
Her çocuk temel yaşam hakkına sahiptir. Devlet, çocuğun yaşamını ve
gelişmesini güvence altına almakla yükümlüdür. Bu madde ayrımcılığın
olmaması, çocuğun yüksek yararı, çocuğun görüşlerine yer verilmesini
içeren maddelerle birlikte sözleşmenin en önemli maddelerinden birisini
oluşturmaktadır. Çocuğun yaşam hakkının korunması, yaşam süresinin
uzatılması, bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması, hastalıklarla savaşma
ve sağlığın rehabilitasyonu, yeterli besleyici nitelikteki besini ve
temiz içme suyunu sağlayarak yaratılabilir. Ayrıca çocuklar için ölüm
cezasının kalkması, çocuk satışı için kaçırılmalarının önlenmesi de
önemli kriterler içindedir.
Nikaragua’nın da raporunda belirttiği gibi kız çocuklarının küçük yaşta
evlendirilmeleri ve doğum yapmaları hem çocuk-annenin hem de bebeğin
sağlığını tehlikeye atmaktadır.1995 de Beijing de yapılan 4. Kadın
Konferansında da belirtildiği üzere her yıl 15-19 yaş arası 15 milyon kız
çocuğu doğum yapmaktadır. Bu denli küçük yaşta yapılan evlilik sonrası
doğumlardan sonra ölüm ve hastalık oranı çok yüksek olmaktadır. O yüzden
de kürtaja dikkat çekilmekte ancak direkt olarak karşıt bir pozisyon da
alınmamaktadır. Ancak bazı ülkeler raporlarında bu duruma yer vermekte,
örneğin Romanya raporunda ailelere modern aile planlama yöntemlerinin
öğrenilmesi gerektiğini ve kürtaj sayısının azaltılması gerektiğini
söylemekte aynı şekilde Nikaragua ülkesindeki genç yaştaki doğumlara ve
bunun sonucunda ortaya çıkan ölümlere dikkat çekmekte, çocuk yaşta
annelerin yaptığı doğumların tüm doğumların % 24’ü olduğu belirtilip
önlem almanın gerekliliği söylenmektedir.
Çocuğun yaşamı sürdürme ve gelişme hakkı ile ilgili en önemli
kriterlerden birisi de nüfus planlamasıdır. Burada en önemli boyutlardan
birisi doğurganlık hızıdır. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1978’de
kadın başına 3.9 iken, bu sayı 1993’de 2.7’e düşmüştür. Ancak doğumların
% 60’ının kayıtlara geçtiği varsayılmaktadır. Kayıt sisteminin de
yetersiz ve eksik olduğu görülmektedir.
Yaşam hakkı anne karnında döllenme ile başlamaktadır. Doğum öncesi gözlem
altında olması gereken gebelerin sadece % 63’ü sağlık kuruluşunda doğum
öncesi izlenmektedir. Gebelerin ancak % 50’si gebeliğin 5. ayından sonra
ilk izleme alınmaktadır. Doğumda annenin çok genç ya da yaşlı olması,
doğum aralıklarının kısa ve doğum sayısının fazla olması, anne-çocuk
ölümleri için risk faktörleridir. Son beş yıldaki doğumların % 44.3’ü bu
risk faktörlerinden en az birini taşımaktadır. Son beş yıldaki doğumların
% 37’sinde doğum öncesi süreçte hiç bakım alınmamıştır. Kentlerde
yaşayanlar doğum öncesinde % 73, kırsal kesimdekilere % 46 daha fazla
bakım almaktadır. Son beş yıldaki doğumların 5 59.6’sı bir sağlık
kuruluşunda yapılmıştır.
Çocuğun yaşama hakkı güvenceye alınmış olmasına karşın T.C.K. 453.
maddesinde yeni doğan çocuğun gayrı meşru olması durumunda annesi
tarafından öldürülmesi halinde ceza indiriminin öngörülmesi infantisit
olarak isimlendirilen yeni doğan bebeklerin öldürülmesi olgusunun
yetersiz cezalandırıldığı göstermektedir.
Çocuklara ve hamile kadınlara ölüm cezasının verilmemesi gerekliliği de
söylenmektedir. Silahlanmanın, savaşın özellikle de nükleer silahların
çocuklara, bebeklere etkileri vurgulanarak tüm ülkelerin bunlardan
arınıp, kullanmamaları için tüm ülkelerin antlaşmaya gitmeleri ve bunu
uygulamaları gerektiği komisyon raporunda belirtilmektedir. Çocukların
şiddetten, cinayetlerden korunmaları da önemli bir sorunu
oluşturmaktadır. Örneğin Peru raporunda binlerce ölümle sonuçlanan, kayıp
çocukların olduğu süregelen şiddet olgularından çocukların korunmaları
gerektiğini söylemektedir. Guetemela’da ülkesinde bildirilen 84 çocuk
öldürülme olayından yola çıkarak bunun önlenmesinin öncelikler arasında
olduğunu belirtmiştir. Çocuk Hakları Komitesi 1991’de Pakistan’da camiye
resim yaptığı için ölüm cezası verilen çocuğun kurtarılması için
girişimde bulunmuştur. Aynı şekilde Endonezya‘da 1991’de Dili şehrinde
çocukların yaptığı bir gösteriyi polis dağıtmak amacıyla şiddet kullanmış
ve en genci 10 yaşında olmak üzere 43 çocuk ölmüştür. En küçüğü 6 yaşında
olan 26 çocukta kaybolmuştur. En küçüğü 10 yaşında olan10 çocukta ciddi
biçimde yaralanmıştır. Bunun üzerine girişimde bulunan Çocuk Hakları
Komisyonuna Endonezya yetkilileri bu konunun iç işleri olduğunu
söyleyerek karışmamaları gerektiği cevabını vermişlerdir.
Çocuk intiharları da dikkati çeken bir konudur. Finlandiya ve Kanada
raporlarında ülkelerinde her geçen yıl artan sayıdaki çocuk yaştaki
intiharlara dikkat çekmektedirler.
Madde 7. İsim Ve Vatandaşlık Hakkı
Çocuk, doğuştan itibaren bir isim alma hakkına sahiptir. Ayrıca, çocuk
vatandaşlık edinme, ana-babasını mümkün olduğu ölçüde tanıyıp bilme ve
onlar tarafından bakılma hakkına sahiptir.
Çocuk doğar doğmaz resmi hüviyet sahibi olmalı yani nüfus kütüğüne kaydı
yapılmalıdır. Bizde Medeni Kanun 39. maddeye göre "her doğum bir ay
içinde bildirilir" denilmektedir.Bundan çocuğun veli, vasisi sorumludur.
Bu yükümlülüğün yerine getirilmediği durumlarda 20.000 TL para cezası
öngörülmektedir. Bu uygulamanın nüfusa kayıtları geciktirme ve sağlıksız
bilgilenme gibi sonuçlara yol açtığı görülmektedir.
Nüfus kanunu 4m/2f maddesi ek madde 1'e göre de yetiştirme yurtları,
bakım evleri ve benzeri yerlerin sorumluları da burada yaşayan çocukların
nüfus kayıtlarından sorumludurlar, İşlemleri tamamlamak zorundadırlar.
Ancak bunların da yeterli düzeyde yapılmadığı gözlenmektedir.
Kayıtların doğum anında yapılması en iyi çözüm olarak gözükmekte bunlarla
ilgili tedbirlerin bir an önce Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile
birlikte alınmalıdır.
Çocuğun ismini Medeni Kanunun 264.maddesi 3. fıkrasına göre anne-baba
birlikte karar vererek koymalarına karşın anlaşmazlık durumunda babanın
oyu anneye göre üstün kabul edilmektedir. Bu da önemli bir çelişki olarak
gözükmektedir.
Çocuğun isim konulması konusundaki temel ölçü çocuğun kişisel ve
toplumsal ilişkilerinde onurunun korunmasıdır, bunun dışındaki
sınırlamalara yer verilmemelidir.
Çocuğun doğar doğmaz nüfusa kaydedilmesinin çocukların varlığının resmen
kabulü ve istatistiklere girerek çocuk politikalarının oluşturulmasında
bilimsel dayanağa sahip olunması için gerekliliği Madagaskar, Filipinler
ve Nepal’in raporlarında belirtilmektedir. Ayrıca Peru raporunda nüfusa
kaydedilmeyen bebeklerin ölümünün de bilinemeyeceğini vurgulamaktadır.
Kayıtların tutulması aynı şekilde çocuklarla ilgili resmi politikaların
saptanmasında önemli rol oynayan verilerin sağlıklı oluşmasını da
engeller. Bebek ölüm hızları gibi önemli verilerin bilinebilmesi ancak
çocuğun resmi kayıtlara bildirilmesi ile mümkün olacaktır. Nikaragua ,
Senegal ve Etiopya raporlarında bunun önemine değinmektedir. Sözleşmeye
göre çocuklar doğumdan hemen sonra nüfusa kaydedilmelidir. Nepal,
Nikaragua ve Moğolistan raporlarında bunu kolaylaştırıcı mobil, gezici
kayıt bürolarının oluşturulması ve okullarda bürolar açılmasını
önermektedirler. Kayıtta çocuğun doğumdaki adı, cinsiyeti, doğum tarihi,
doğum yeri, ebeveynlerinin adı ve adresi, ebeveynlerinin milliyeti ve
işi, kardeşleri varsa yazılması önemli olabilir.
Kosta Rika doğumların % 97’sinin hastanede olduğunu bu açıdan her
hastanede bir nüfus kayıt bürosu açtığını, ayrıca çocuğun parmak izinin
de alındığını raporunda belirtmektedir.
Andorra, Kuveyt, Liechtenstein, Maldiv adaları, Monako, Singapur,
Tayland, Tunus ve İngiltere bu maddeye çekince koymuşlardır.
Madde 8. Kimliğin Korunması
Bu maddede çocuğun kimliğinin korunmasından bahsedilmektedir. Devlet
çocuğun kimliğini korumakla, eğer gerekiyorsa bu kimliğin temel öğelerini
yeniden oluşturmakla yükümlüdür.
Bu madde özellikle Arjantin’de 1970-80’lerde yaşanan Cunta döneminde çok
sayıda bebeğin, çocuğun kaybolması üzerine ortaya çıkmıştır. Birçok
çocuğun çocuksuz ailelerce evlat edinilip yok olması üzerine bir çalışma
başlamış, gerçek kimlikleri saptanmaya çalışılmıştır.
Burada kimlik hakkının korunmasında nüfus memurlarının ana-babanın
isteğini yerine getirmemeleri, din konusunda nüfus kağıdında yazılacak
kısımları kısıtlamalar getirmeleri önemli sorunlar olarak gözükmektedir.
Cinsiyet yazılımında kadınların nüfus kağıdının ilgili bölümüne kız,
bakire, kadın, dul gibi kavramların yazılması da önemli bir sorun olarak
gündeme gelmektedir. Ayrımcılığa giren bu tutumun düzeltilmesi
gerekmektedir.
Kimlik sadece nüfus cüzdanını kapsamamaktadır. Çocuk kültürel, sosyal ve
cinsel kimliği ile bütün olarak değerlendirilerek kimliğin korunması
gerekmektedir.
Çocukların kimliksiz kalmaması için gayrı meşru çocukların annelerin
velayet haklarının doğuştan anneye ait olmasına dair medeni kanunda
ilgili değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra terk
edilen çocukların kimliklendirilmesinde gerekli tedbirlerin alınması
gerekmektedir. Ülkemizde sık rastlanan bir durumda imim nikahlı eşlerin
çocuklarının resmi nikahlı eşin çocuğu olarak kaydedilmesi durumunda
çocuğun doğal kimliği ile resmi kimliği farklı olmaktadır. Bu durumdaki
çocukların gerçek kimliklerinin bulunması için devletin çalışmalar
yapması gerekmektedir.
Çocuğun milliyetini ve ismini koruması önemlidir. Özellikle çocuk
satışları yeni doğan bebeğin kanundışı evlat edinilmesi konusunda
duyarlılık göstermek önemlidir. Kolombiya’da 18.000 çocuğun ailesiyle
birlikte olamadığı saptanmıştır. Çocuğun ebeveynleriyle yaşaması
orijinini aldığı kültürü öğrenmesi, ailesini bilmesi çok önemli
kavramlardır.
Madde 9. Anne-Babadan Ayrılma
Bu madde hem çocukların ebeveynlerinden hem de ebeveynlerin çocuktan
ayrılma olgusundan bahsetmektedir. Özellikle ayrılmış ebeveynlerde
çocuğun kimin yanında kalacağının tespitinde seçim çocuğu bazen mutsuz
edebilir.
Bu maddede çocuğun rızası olmadıkça aile yanından ayrılmaması
gerekliliğini ancak çocuğun yüksek yararı için çocuğa zarar veren bazı
durumlarda çocuğun aile yanından alınabileceğini belirtmektedir. Bu
durumlar genel olarak Ana-babanın çocuğu bakamadıkları veya çocuğa kötü
davrandıkları durumlardır. Kanunlarımızda velayetin alınması olarak
isimlendirilen bu girişim ile ilgili olarak M.K. 273. maddesinde çocuğun
ana-babadan alınması tedbiri düzenlenmiştir. Kanun çocuğun ancak bedenen,
fikren ve ahlaken tehlikeye düşmesi veya çocuğun manen terkedilmiş olması
durumunda velayet hakkının kaldırılabileceğini söylemektedir. Ancak bunun
gerçekleştirilmesi aşamasında yeterli araştırmanın yapılabildiğinin
kuşkulu olduğunu belirtmek gerekir.
Çocuğun yüksek yararına aykırılığı belirlenmediği sürece çocuk, kendi
ana-babasıyla birlikte yaşama hakkına sahiptir. Ayrıca çocuk anasından ve
babasından veya bunların herhangi birinden ayrılmışsa ayrıldığı kişilerle
temas çocuğun hakkıdır.
Ailenin yetersizliği durumlarında devletin işlevsel olamadığı
gözlenmektedir. Yapılması öncelikli olanlar gerek okul öncesi eğitimde
gerekse 8 yıllık eğitimde ve sonraki yönlendirilmesinde özellikle
rehberlik servislerinin yardımıyla kurum ve kuruluşlar yoluyla aileye
yardımcı olunmasıdır.
Bununla ilgili düzenlemeler Medeni kanun 273. ve 274. maddelerinde
belirtmekte, velayetle ilgili hem çocuğun velayeti hem de bu velayetin
anne ve babadan alınması koşulları açıkça belirtilmektedir. Ancak bunu
uygulamak için gerekli ara kurumların bulunmaması pratikte büyük
sorunlara yol açmaktadır.
Kanunda bunun yürütülmesiyle ilgili madde olmasına karşın en büyük
sorunlardan birisi pratikte burada yaşanmaktadır. Özellikle aralarında
sorun olan çiftlerde çocukların yanında kaldığı ebeveynin dışında diğer
ebeveynle görüşmesinde sorunlar çıkmakta ve daha da kötü olan ise
görüşmeye çocuğun bazen icra memuru ile götürülmesi gibi çocuğa eşya
muamelesi yapılması dikkati çekmektedir. 4. fıkra her zaman uygulanamayan
bir maddedir. CMUK 107. maddesine uygun olarak çalışılmaktadır.
Çocuğun ebeveyni göremediği durumlarda bu madde kapsamına girmektedir.
Çocuğun ebeveyni göremediği başlıca durumlar bakım evinde kalma, sokakta
yaşama ve evden kaçtığında söz konusudur. Özellikle güç koşullardaki
çocuklardan sokak çocuklarına yönelik olarak yapılan çalışmalarda bu
çocukların ailelerinin bulunulmasına çalışılması taraf devletlerin
başlıca görevlerinden birisidir.
Hastanede yatan çocuklarda da ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte
kalabilmesi çocukların iyileşmesinde temel etkenler arasındadır. Kosta
Rika’da Sağlık Bakanlığı yeni doğan bebeğin hemen annesiyle birlikte
olmasının sağlanmasını koşul olarak getirmiştir.
Annesi hapishanede olan çocuk için de durum bir çıkmaz olarak
gözükmektedir. Anne ilgisi gereken küçük yaşlardaki çocuklarda
anneleriyle birlikte ceza çekmektedirler. Ülkemizde de yakın zamanda bu
durumdaki çocuklara yönelik “Uçurtmayı Vurmasınlar“ isimli bir proje
SHÇEK ve Adalet Bakanlığı işbirliğinde yaşama geçirilmiştir. Fransa’da
yapılan bir çalışmada 140.000 çocuğun ebeveynleri hapishanede olduğu için
ailelerinden ayrı olduğunu göstermektedir. 18 aylıktan küçük 50 çocuğun
bugün hapishanede annesiyle yaşadığı görülmektedir. Çocuk suçlular da
cezalarını çekmek amacıyla kurumlara alındığında ailelerinden
kopmaktadırlar.
Ancak en kötü durum göç eden ailelerde görülmektedir. Özellikle ebeveyn
farklı ülkedeyse büyük problemler ortaya çıkmaktadır. Savaşlarda da
çocuğun ebeveyninden ayrılığı çok sık gözlenen bir durumdur.
Çocuğun aileden ayrılmasının çocuğun yararı için en iyisi olacağının
düşünüldüğü durumlarda bunun mutlaka hukuksal dayanağı olmalı , bu
durumun mahkeme kararı ile kesinleşmesi gerekmektedir. Bazı Doğu Avrupa
Ülkeleri buna çekince koyarak çocuğu aileden ayırma yetkisinin sosyal
hizmet uzmanlarında olduğunu söylemekte, mahkeme kararına gerek
olmadığını söylemektedirler. Yugoslavya buna örnek olarak verilebilir.
İzlanda’da aynı durum söz konusudur.
Mahkemenin çocuğun aileden ayrılması kararını verirken mutlaka ilgili tüm
tarafları da dinlemesi gerekmektedir. Her iki ebeveyn, geniş aileyse
ailenin diğer bireyleri, çocuk hepsi dinlenerek en fazla bilgiye
ulaşılması hedeflenmelidir.
Madde 11. Çocukların Yasadışı Yollarla Ülkeden Çıkarılması Ve Geri
Döndürülmemesi
Bu madde çocukların yasadışı yollardan ülke dışına çıkarılıp geri
döndürülmesi halleriyle mücadele etmesini düzenlemektedir. Devlet,
çocukların ana-babadan herhangi biri tarafından ya da üçüncü bir taraf
eliyle ülke dışına kaçırılıp burada alıkonmasını önlemek ve vuku bulan bu
tür olayların çözümü için yol bulmakla yükümlüdür.
Burada ülke dışına kaçırma söz konusu olduğundan iki ülke arasında
problemler olduğunda ülkeler arası sözleşmeler geçerlidir. Bunlardan La
Haye sözleşmesi özel hukuka ilişkin çerçeveleri düzenlemekte özellikle
velayet kendine bırakılmayan tarafın çocukla kişisel ilişki kurma hakkını
ve çocuğu kendi yaşadığı ülkeye götürmesini düzenlemektedir. Bu
sözleşmeyi Türkiye imzalamamıştır. Bu önemli bir problem olarak ortaya
çıkmaktadır.
Madde 13. İfade Özgürlüğü
Sözleşmenin bu maddesine göre çocuk, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın
görüşlerini ifade etme, bilgi edinme, sahip olduğu görüşleri ve edindiği
bilgileri başkalarına aktarma hakkına sahiptir.
Çocuk kendisini ilgilendiren her konuda söz ve karar sahibi olmalı, karar
süreçlerine katılım hakkı olmalıdır. Çocuk fikrini her aşamada ve her
yaşta söyleyebilmelidir. Katılmak veya aynen kabul mümkün olmasa dahi
fikrini almak gerekir. Çocuğa iyi-kötü ayrımı yapmadan, sınırlama olmadan
özgür iradesine yer veren eğitim yapılmalıdır. Çocuğun ifade hakkı
yetişkinlerin ifade farkından farklı ve ayrı olmamalıdır. Çocuğun ifade
hakkı aileden başlayarak, çocukla ilgili tüm kişi ve kuruluşların
davranışlarında olmalıdır.
Anayasanın 25. maddesi herkesin düşünce ve görüşlerini açıklayabileceğini
söylemektedir. Ancak terörle mücadele kanununda (TMK) 8. maddesinde yaş
ayrımı gözetmeksizin çocuklarda büyüklerle birlikte bu yasa kapsamında
olup çocukların ifade özgürlüğüne bir takım kısıtlamalar getirmiştir.
Çocukların görüşünün alınması ile ilgili uygulamalarda Almanya raporunda
bu konuda bilinçlendirme kampanyalarının gerekliliğini vurgulamıştır.
Uruguay’da 400 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada çocukların % 75’i
taşınma, ev işleri, TV programları gibi konuları tartıştıklarını,
giyimleri, arkadaşları, dersleri ile ilgili görüşlerine de % 85 oranında
çocuk değer verildiğini belirtmiş, sadece % 2’si görüşlerinin
önemsenmediğini belirtmiştir. Rusya’da raporunda çocukların yönettiği,
tüm yazıları çocukların yazdığı YUNPRES ismini verdikleri bir basın
ajansını anlatmaktadır. Böylelikle çocuklar görüşlerini anlatabilecekleri
bir kanala kavuşmuş olmaktadırlar.
Bu maddeye Avusturya ve Belçika benzer sebeplerle çekince koymuşlar ve
yapılacak yayınların kanunlarla çelişmemesi gerektiğini söylemişlerdir.
Madde 16. Özel Yaşamın Dokunulmazlığı
Bu maddede çocukların özel, aile ve ev içi yaşamları ile kurdukları
iletişime yönelik dış müdahalelerden, iftira ve haksız suçlamalardan
korunma hakları olduğu anlatılmaktadır.
Buradaki en önemli problem çocukların izinsiz olarak her türlü durumda
kamuoyuna afişe olmaları ve kimliklerinin açıklanmasıdır. 2253 sayılı
yasanın 40.maddesi çocukların özellikle suç işlemiş küçüklerin suçları ve
yargılanmaları ile ilgili yayın yapılmasını yasaklanmasına karşın medyada
sürekli çocukların afişe olduğu izlenmektedir. Yine aynı yasanın
34.maddesinde adli sicilde çocukla ilgili kayda geçen bilginin kimseye
verilmemesi gerekirken pratikte herkesin bu bilgilere kolaylıkla
ulaşabildiği görülmektedir.
Çok önemli bir başka konu da kız çocuklarına yönelik uygulanan bekaret
kontrolüdür. Kızlık muayenesi polis, öğretmen, okul müdürü gibi kişilerin
takibiyle yapılmakta ve asıl yapılabileceği tek durum olan cinsel
saldırılar göz önüne alınmaksızın keyfi olarak uygulanmaktadır. Bunun
önüne geçilmelidir.
Basın konusunda çocuklarla ilgili haber ve yorumlarda özellikle
çocukların yargılanmalarında çocukların teşhirini önleyen yasal
düzenlemeler bulunmasına karşın medyada sürekli olarak özellikle kurban,
mağdur durumdaki çocuklara yer verildiği gözlenmektedir. Özellikle
televizyon programlarında bu durumun sürekli tekrarlandığı görülmektedir.
Bu durum teorik olarak basın yasasında yer almasına karşın pratikte
günlük yaşamda yer aldığı gözlenmektedir. Bu durum çocuk hakları
yasasıyla çelişen bir durum olarak dikkati çekmektedir.
Bu maddenin temelinde ailede özellikle okullarda ve yurtlarda özel
yaşamın korunması yer almaktadır. Disiplin yönetmeliklerinde örneğin;
okullarda ani baskınlar, bekaret kontrolü, mektupların okunması gibi
aykırı uygulamalar düzeltilmelidir.
Norveç bu maddeyle ilgili olarak raporunda zorunlu din dersine girme ya
da ebeveyn kararı ile din dersine girme kararının çocuğun özel yaşamına
karışma olduğunu,devletlerin buna dikkat etmeleri gerektiğini
söylemektedir. Finlandiya raporunda ebeveynlerin çocukların mektuplarını
açma ya da telefonlarını dinleme hakları olmadığını belirtmektedir.
Belçika belli meslek gruplarında meslek sırrı kavramı olduğunu, Sosyal
hizmet uzmanlarının da buna dahil olduğunu ancak çocuklarla ilgili olan
bilgileri saklamadığını çünkü taraf olarak çocuğu değil ebeveynleri
gördüklerini söylemekte, bir ikileme dikkat çekmektedirler.
Çocuk Hakları Komisyonu suça itilmiş çocuklarda özel yaşama dikkat
kuralının çiğnendiğini belirtmekte, çocuğun isminin saklanması gerektiği
ve fotoğrafının çekilmemesi gerektiğini söylemektedir. Aynı şekilde
istismara uğramış çocuğun da afişe edilmemesi gerekmektedir. Kanada ‘da
14 yaşından büyük çocukların sağlık ve sosyal dosyalarının ebeveynlere
gösterilmemesini isteme hakkı vardır.
Madde 17. Doğru Bilinçlenme Hakkı
Bu madde çocukların doğru bilinçlenmesi, gerekli bilgilere ulaşması ile
ilgilidir. Devlet değişik kaynaklardan bilgilerin ve yayınların çocuklara
ulaşmasını sağlayacak, kitle iletişim araçlarının çocuklar açısından
sosyal ve kültürel yarar sağlayacak bilgiler yaymasını teşvik edecek,
buna karşılık çocukları zararlı yayınlardan koruyacaktır.
1117 sayılı küçükleri muzur neşriyattan koruma kanununda 18 yaşından
küçüklerin maneviyatı üzerinde muzur etki yapacak süreli ve süreli
olmayan eserlere sınırlamalar getirilir.
Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında 3984 sayılı
kanunun yayın ilkelerini kapsayan 2.bölümündeki 4m bendi çocukların
fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek
yayın yapılmaması esasını içerir.
Sinema, video ve müzik eserlerinin denetlenmesi ile ilgili yönetmelikte
küçükleri korumaya yönelik 12.maddede komisyonlar ve kurumlarca
çocukların ruh ve beden sağlığını, yetişmelerini olumsuz yönde
etkileyebileceği tespit edilen film, video ve müzik eserlerinin 16
yaşından küçüklere gösterilmesine izin verilmez.
Radyo ve televizyon kuruluşları reklam ve yayın ilkeleri ve şekilleri ile
reklam gelirlerine ait paylarının ödenmesi hakkındaki yönetmeliğin 579
maddesi çocuklara kendilerinin doğrudan kullanılmayacakları veya
yararlanmayacakları ürün ve hizmetlerin reklamlarında, reklam mesajı
iletme görevi verilemez, onların fiziksel ve ruhsal gelişimlerine zarar
verecek hususlar bulunamaz.
Reklamlarda çocuklar yetişkin dil, davranış, giysilerle makyaj ve
görüntülerle yer alamazlar. Aynı yönetmelikte çocuklara yönelik reklamlar
10. maddede düzenlenmiştir. Buna göre 13 yaş ve daha küçük yaştaki
kişilere yönelik ve bu kişilerin tüketebileceği ürün ve hizmetleri
kapsayan reklamlar, çocuklara yönelik reklamdır. Çocuklara yönelik veya
içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda onların fiziksel, duygusal
zihinsel, toplumsal gelişme özelliklerini olumsuz etkileyebilecek
unsurlar bulunmaz. Aynı yönetmeliğin reklam yayın esaslarını düzenleyen
187c maddesinde; "Haber bültenleri, güncel programlar ve çocuk
programları 30 dakikadan kısa oldukları takdirde reklamla kesilemez. 18/d
maddesinde ise "Çocuklara yönelik programlarda reklama ayrılan süre bir
saatlik yayın süresinde 6 dakikayı geçemez.
Haber bültenleri, güncel programlar ve çocuk programları alt yazı, logo
ve çerçeveler kullanmak suretiyle reklam yerleştirilemez ifadesi yer
almaktadır.
Türkiye ayrıca sınır ötesi televizyon sözleşmesini 4.11.93 de
onaylamıştır. Bu sözleşmenin ilkeler doğrultusunca radyo ve
televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanun çocukları korumak
açısından önemli düzenlemeler getirmiştir.
Çocuk haklarının medyada yer alması ile ilgili olarak Portekiz özellikle
kırsal kesimlerdeki çocukların medyadaki bilgilerden yeterli olarak
yararlanamadığını raporunda belirtmektedir. Medyanın çocuğa yönelik
haberlerinde temel prensibin çocuğun kişiliğinin geliştiği, fiziksel ve
mental kapasitesinin geliştiği, insan haklarına saygılı bir kişi
yetiştirmek olduğunu vurgulamaktadır. Yugoslavya raporunda medyanın
çocukları AIDS gibi hastalıklar ve cinsel istismar gibi olgularda uyarıcı
görev görmesi gerektiğini belirtmektedirler. Aynı şekilde medyadaki
şiddet içerikli programlardan çocukları koruması gerektiği de sürekli
vurgulanan bir boyuttur. Kanada; Panama; Jamaika raporlarında mutlaka
çocukların bu şiddet dolu programlardan etkilenmelerinin ortadan
kaldırılması gerektiğini savunmaktadır.
Madde 19. İstismar Ve İhmal
Bu madde çocuk istismarı, ihmali ve önlenmesi ile ilgilidir. Devlet
çocuğu, ana-babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her
türlü kötü muamelesinden koruyacak, çocuk istismarını önleyecek ve bu tür
davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal
programlar hazırlayacaktır.
Çocuk istismarı ile ilgili ülke genelinde hiçbir verinin bulunmaması
devletin bu konuya verdiği önemi göstermesi açısından önemli bir saptama
olarak gözükmektedir. Çocuğa yönelik şiddet ve diğer istismarların gerek
ev gerekse okul ve toplumsal düzeyde var olduğu günlük yaşamdaki
gözlemler ve medya kanalıyla bilinmesine karşın devletin bu konuya
ilişkin hiçbir çalışmasının bulunmaması istismara bakış açısı açısından
belirleyici bir boyuttadır.
Özellikle geleneksel disiplin yöntemi olarak dayağın ülkemizde kabul
görmesine bağlı olarak dayak günlük yaşamda sıklıkla çocuğa yönelik olan
şiddet olarak vardır. Bunun özellikle okullarda öğretmen - öğrenci
ilişkisinde bulunduğu ve kanunlarımızda tedip hakkı olarak geçen ve
memurin - muhakemat kanunu gereğince dayak atan öğretmenin suçunun
öncelikle disiplin soruşturması yapılarak sonra ceza davası açılabilmesi
çoğu olgunun cezasız kalmasına ve birçok çocuğun dayaktan zarar görmesine
neden olmaktadır.
Öğretmen ve Müdürlerin disiplin kurulu yerine geçerek çocuğu
cezalandırmaları ve bu cezaları da şiddet yöntemleri kullanarak
gerçekleştirdikleri görülmektedir. Bu uygulama çocuğu arkadaşlarının
karşısında küçük düşmesine neden olmaktadır.
Tüm bunlar velayetin bir hak olmaktan çıkarılması ve İsviçre ve Alman
Kanunlarında olduğu gibi bir görev haline dönüştürülmesi. devletlerin
sözleşme ile taahhüt ettikleri "çocuklar için yeni bir bakış açısı
geliştirme" yükümlülüğünün de bir gereği olarak gerçekleştirilmesi
gereken bir uygulamadır.
Çocuklara yönelik şiddetin önlenmesi çok boyutlu bir olay olarak
gözükmektedir. Hem kanunların düzenlenmesi hem toplum eğitimi
yapılmasının gerekliliği Kosta Rika’nın raporunda belirtilmektedir.
Cinsiyet ayrımcılığının, ebeveynlerin rolünün ailede şiddetin
önlenmesinin temel konular olarak işlenmesi gerektiği toplum eğitimindeki
temel prensipler olarak belirlenmiştir. Ürdün de raporunda aile şiddetin
çocuklara yönelik temel bir sorun olduğunu ve bunun önlenmesi gerektiğini
söylemektedir. Sri Lanka ise raporunda istismarın özellikle de cinsel
istismarın sayısında çok artış olduğunu, buna maruz kalan çocuklar için
bir tedavi merkezi, rehabilitasyon merkezi olmadığını belirtmektedir.
Rapora göre okullarda dayak kabul gören bir kavram olup sıklıkla yaşanan
bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülke kanunlarının çocuk hakları
sözleşmesine göre düzenlenmesi gerektiğini de belirtmektedir. Sri Lanka
ile birlikte Fas, Moğolistan, Slovenya da aynı görüşleri raporlarında
belirtmektedirler. Jamaika raporunda geleneksel görüşlerinde istismarı
körükleyici etkileri olduğunu belirtmektedir. Raporda verilen örnekte
kırsal kesimde bazı bölgelerde bakire kızla cinsel ilişkinin kişiyi
hastalıktan koruduğuna inanıldığından çok küçük yaşta kız çocuklarıyla
cinsel ilişki yaşanıldığına, annelerinin de bunu herkesten sakladıkları
ve olayların gizli kaldığını belirtmektedir. Burkino Faso raporunda
istismar konusunun topluma politik liderler kanalıyla anlatılmasının
etkili olacağını söylemektedir. Avusturya, İsveç, Norveç, Finlandiya gibi
ülkeler çocuklara dayağı hem aile içinde hem de kurumlarda kesin olarak
kanunlarıyla yasaklamışken, İspanya gibi ülkelerde belli düzeyde,
cezalandırıcı dayağı kabullenen yasalar olduğu görülmektedir.
Çocuk hakları komisyonu görüşünde eşin karısını dövmesi yasak olduğu
düşünüldüğünde neden çocuğun dövülmesi kavramında belli düzeye kadar
onaylanabilir gibi yaklaşımlar olduğunu sorgulamakta ve dayağın
cezalandırma amacıyla da olsa kesinlikle yasaklanması gerektiğini
söylemektedir.
Arjantin raporunda ülkelerin kanunlarında aile-içi dayağın kesin
önlenmesine yönelik maddelerin yer alması gerektiğini belirtmektedir.
Almanya da bu görüşü raporunda dile getirmektedir. Aynı şekilde Zimbabve
, Fransa, Polonya, Honduras, Jamaika, Kanada, Belçika, Tunus, Sri Lanka,
İtalya, Ukrayna, Senegal, Portekiz, Guetemala, Fas, Bulgaristan, Panama,
Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Yeni Zelanda da kanunlarla istismar
olgusunun net olarak önlenmesinin gerektiği kanunlarda belirtilmiştir.
Uruguay, Romanya, Hong-Kong, Ürdün raporlarında istismarı çocuklara
yönelik şiddetin saptanmasında araştırmaların çok önemli olduğunu
belirtmekte ve araştırma yapılmasının önemi vurgulanmaktadır. Bu tip
olguların araştırılması, rapor edilmesi, tedavi ve takibi konusunda da
profesyonellerin görev yaptığı sistemlerin taraf devletlerce desteklenip
geliştirilmesi gerekliliği çeşitli ülke raporlarında Filipinler,
Arjantin, Lübnan, Pakistan, Çin gibi ülkelerin raporlarında
belirtilmektedir. Ayrıca istismarla ilgili konunun çalışanlarına,
topluma, ailelere konuyla ilgili duyarlı kılma, bilgilendirme
çalışmalarının mutlaka yapılması gerekliliği Pakistan, Şili; Mauritus
adaları, Nikaragua ve Nijerya’nın raporlarında özellikle
vurgulanmaktadır.
Madde 24. Sağlık Ve Sağlık Hizmetleri
Bu madde çocuğun sağlık hakkı ile ilgilidir. Çocuk, mümkün olan en üst
düzeyde sağlık ve tıbbi bakım standardına ulaşma hakkına sahiptir.
Devletler, temel ve koruyucu sağlık bakımı, halk sağlığı eğitimi ve bebek
ölümlerinin azaltılması konularına önem verecek, bu amaca yönelik
uluslararası işbirliğini teşvik edecek ve etkin sağlık hizmetlerinden
yoksun tek bir çocuk kalmaması için çaba göstereceklerdir.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her gün dünyada 40.000 çocuk
malnutrisyon ve hastalıktan ölmekte, AIDS, temiz su olmayışı, yetersiz
hijyen ve madde alımı problemlerine bağlı olarak ölümler görülmektedir.
Her yıl doğum sırasında 500.000 anne yaşamını kaybetmektedir.
Çocuğun sağlık hakkı ile ilgili olan bu maddede ülkemiz için dikkati
çeken boyut genel olarak ancak nüfusun % 50’sinin sosyal güvence altında
olmaları nedeniyle çocukların hasta olmaları durumunda sağlık hizmetinden
yararlanabilen kesiminde ancak bu oranda olduklarıdır. Sağlık sektörünün
özelleştirme kapsamında değerlendirilmesi de yakın gelecekte bu durumun
daha da kötüleşeceğini göstermektedir. Sağlığa ayrılan payın % 10-20
oranlarında olması gerekirken bizde ki durum %2-3 oranlarında olduğu
şeklindedir. Bu oranında ulusal gelir içindeki oranının %1olduğunu
belirtelim. Bu sağlık bütçesinin de ancak % 15’i temel sağlık
hizmetlerinde kullanılmakta ve bu da ancak personelin maaşının ödenmesini
sağlamaktadır.
(A) fıkrasına göre şu durumların sözleşmeye aykırı olduğu görülmektedir.
Burada en önemli konulardan birisi çocukların kelepçeli olarak
duruşmalara getirildikleri görülmektedir. Bunun hemen sonlandırılması
gerekmektedir.
Çocuk mahkemelerinde 15 yaşını bitirmeyen çocukların yargılanması
yüzünden 16-18 yaş arasındakiler bu kapsam dışında bırakılarak
yetişkinlerin tabi oldukları mahkemelerde yargılanarak haksızlığa maruz
kalmaktadırlar. Yine benzer bir haksızlık çocukların Çocuk Mahkemeleri
Kanunu 6.maddesi III. fıkrasına göre Devlet Güvenlik Mahkemelerinde (DGM)
yargılanmasıdır. Olağanüstü haller, sıkıyönetim ve savaş hali ile askeri
mahkemelerin görevlerine giren suçlarda çocuklar DGM de yargılanmaktadır.
Burada en önemli sorunlardan birisi yeterli sayıda çocuk mahkemesinin
bulunmamasıdır 1979 da yürürlüğe giren kanun 10 yılda Türkiye'de tüm
illerde kurulu denmesine karşın ancak İstanbul 2, Ankara 2, İzmir ve
Trabzon'da olmak üzere 6 mahkeme bulunmaktadır. Suça itilen çocukların
ilk yakalandıklarında karşılaştıkları polis kuvvetlerinin durumu da
dikkat çekicidir. Küçükleri Koruma Şubesi olmasına karşın buradaki
görevli polislerin buna yönelik eğitimlerinin olmadığı görülmektedir.
Ülke genelinde 19 Küçükleri Koruma Şubesi olmasına karşın işlevsel
olamadıkları dikkati çekmektedir.
Yakalanan çocukların mutlaka pedagog ve sosyal hizmet uzmanlarınca
incelenmesi ve araştırılma yapılması gerekirken bu yok denecek düzeyde az
elemanlarca uygulanabilmektedir.
Kurumlara cezalarını çekmek üzere gönderilen çocukların buradaki
personelin tedavi ve iyileştirmeye yatkın olmaması yüzünden eğitimsiz
kalmalarına ve bazen de keyfi davranışlara maruz kaldıkları
görülmektedir. Bulunan çocuk cezaevlerinde farklı uygulamalar dikkati
çekmektedir. En büyük sebeplerden birisi suça göre çocukların ayrılarak
farklı yerlere gönderilmesidir. Örneğin TCK 54. maddesine giren suçlarda
Ankara Çocuk Islahevi, 55.maddede Sinop Çocuk Cezaevi, Elazığ ve İzmir'de
54.madde hükme bağlanmıştır. Sonuçta Ankara ve Sinop'a yollanan çocuklar
eğitim alamamakta 16-18 yaş grubundaki bu çocuklar hiçbir şeyden
yararlanamamaktadırlar.
Çocukların yakınları ile görüşebilmesi konusunda da sorunlar yaşandığı
gibi tutukluların telefonda konuşmalarının yasaklanması sözleşmeye aykırı
bir durum olarak dikkati çekmektedir.
Ülkelerin polis veya asker tarafından çocuklara yönelik şiddet ve kötü
muameleye duyarlı olmaları ve özel prosedürler geliştirilmesi gerekliliği
Peru, Meksika, Endonezya raporlarında belirtilmiştir. Zimbabve, Pakistan,
Etiopya da okulda dayağın çocukların yaşam boyu hapis gibi maruz
kaldıkları durumlarda acil önlem alınması gerekliliğini
vurgulamaktadırlar. Gözaltı süresinin Bolivya, Belçika Madagaskar,
Jamaika, Slovenya da 45 güne kadar uzayabileceği görülürken bu süre
İngiltere’de 7 gündür. Hapiste kalma süresinin yaşam boyu olmasının
sakıncaları da tartışılan konulardan birisidir. Bolivya, Etiopya, Nijerya
ve İngiltere raporlarında hapiste kalma süresi ve koşullarının revizyona
gereksinmesi olduğunu belirtmektedirler. Ayrıca çocukların hapishanelerde
olan ebeveynler ile iletişim içinde olması hakkı da bulunmaktadır.
Madde 38. Silahlı Çatışmadan Etkilenen Çocuklar
Bu maddede taraf devletlerin 15 yaşından küçük çocukların çatışmalara
katılmamalarını sağlamak için mümkün olan her tür önlemi alacaklardır. 15
yaşından küçük hiçbir çocuk askere alınmayacaktır. Devletler, ayrıca
silahlı çatışmaların etkilediği çocuklara, ilgili uluslararası yasada
belirtilen şekillerde koruma ve bakım sağlayacaklardır denilmektedir.
Savaşlar sonunda çocukların savaştan çok etkilendikleri görülmektedir.
Dünya genelinde 2 milyon çocuğun öldüğü, 5 milyon çocuğun sakat kaldığı,
5 milyon çocuğun mülteci, 12 milyon çocuğun ise evsiz kaldığı
görülmektedir. Savaşlarda çatışma hallerinde çatışma dışı kalan
sivillerin özellikle de çocukların özel olarak korunması gereklidir.
Uluslararası sözleşmelere baktığımızda 1949 yılındaki Cenevre sözleşmesi
15 yaşından küçüklerin doğrudan çatışmalara katılamayacağı, silah altına
alınamayacağını belirtmektedir. Çocuk hakları sözleşmesinde ise 15-18 yaş
arasındaki çocuklar için bir silah altına alma zorunluluğu varsa
önceliğin yaşça büyük olanlara verileceğini söylemektedir. 18 yaşına
kadar herkesin çocuk olduğu göz önüne alındığında sözleşmedeki bu
çelişkinin giderilerek silahlı çatışmalardan korunma ve silah altına alma
ile ilgili yaş sınırı 15’den 18’e çıkarılmalıdır.
Ülkemizde en dikkati çeken boyut olağanüstü hal (OHAL) uygulamalarının
sürdüğü bölgedeki çocukların çatışma ve bunların etkilerine bağlı olarak
mağdur durumda kalmalarıdır. Hem bu bölgedeki çocuklara hem de bu
çatışmalara bağlı olarak göç etmek zorunda kalan çocuklar için acil
önlemler alınmalıdır.
Çocuk hakları komisyonu 2. Dünya savaşından sonra 150’yi geçkin savaş ve
silahlı çatışmanın yaşandığını ve çok daha sofistike ve gelişmiş, vahşi
silahların kullanıldığını ve bunlardan sivillerin özellikle de çocukların
etkilendiğini belirtmektedir.
Filipinlerde özel koruma antlaşmasıyla çocuklar barış bölgesi ismi
verilen bir korumaya alınmaktadırlar. Buna göre çocuklar çatışma ve
savaşlarda hedef olmayacaklar ve askere veya benzeri durumlarda göreve
çağrılmayacaklardır. Eğer savaş çıkarsa 24 saat içinde belediye ve sosyal
hizmetlere haber verilerek çocuklar o bölgeden boşaltılacak; okul,
hastane gibi yapılar kesinlikle savaş hedefi olarak seçilmeyecektir.
Savaşlarda çocukların korunmasına öncelik verilecektir. Sudan, Peru, El
Salvador savaş sonrası çocukların vahşet ve şiddete tanık olmalarının
getirdiği olumsuz koşullardan raporlarında bahsetmişlerdir. Lübnan, Sri
Lanka, Kosova, Guetemala bu durumdan çocukların olumsuz etkilenmelerini
raporlarında dile getirmişlerdir. Bunların içerisinde özellikle kız
çocuklara yönelik yapılan cinsel taciz ve ırza geçme olguları başta
gelmektedir.
Bu maddenin özellikle 2. ve 3. Paragrafları yani 15 yaşından başlayarak
çocukların askere katılımları ile ilgili bölümlerine Andorra, Arjantin,
Avusturya, Kolombiya, Almanya, Hollanda, Polonya, İspanya ve Uruguay
çekince koymuşlardır. Honduras ayrıca askerliğin isteğe bağlı olmasının
maddeye eklenmesi ve her türlü koşulda 18 yaşını kriter alması
gerektiğini belirtmektedir. İtalya çocuk hakları sözleşmesinin özellikle
askerlere de anlatılması, tanıtım ve eğitim programlarının düzenlenmesi
gerektiğini belirtmektedir.
Mayınların çocuklara zararı konusunda girişimler ilk kez Belçika’nın
üretim ve ülkeye sokulmasını yasaklamasıyla başlamıştır. Yapılan bir
çalışma en az 68 ülkede 110 milyondan fazla mayın olduğunu
göstermektedir. 40 ülke mayınların yasaklanması için ülkelerinde
işlemlere başlamışlardır. Aralık 1996 da 156 ülke Birleşmiş Milletler
genel kurulunda buna ilişkin bir karara imza atmışlardır.
Madde 39. İstismar Ve İhmal
Sözleşmenin bu maddesi silahlı çatışma mağduru olan çocukların bedensel
ve ruhsal sağlığının korunmaları veya buna yeniden kavuşmaları ve
toplumla bütünleşebilmelerini sağlamaları için taraf devletlerin uygun
önlemler almaları gerektiğini vurgulamaktadır.
Taraf devletlerin silahlı çatışma, işkence, ihmal, kötü muamele ve sömürü
mağduru çocukların sağlıklarına kavuşturulmaları ve toplumla
bütünleşmelerini sağlamak amacıyla uygun önlemleri almakla yükümlü
oldukları belirtilmektedir. Şiddete maruz kalmış çocuk kurbanların
rehabilitasyonu bu maddede irdelenmektedir.
Türkiye'nin ise bu konuda hiçbir girişimi veya önlemi bulunmamaktadır. İç
çatışmanın yaşandığı özellikle güneydoğu Anadolu bölgesindeki çocukların
korunmasına yönelik herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Bugün için devlet
SHÇEK kanalıyla hizmet vermektedir. Ancak 2828 sayılı kanunla
çalışmalarını yapan SHÇEK’in korunmaya muhtaç çocuklar tanımında savaş
mağduru çocuklar yer almadığından bu gruba giren çocuklara hizmet
götürülememektedir. Bu açıdan bu tanımın yeniden düzenlenmesi
gerekmektedir.
Bir başka problem de savaş sırasında yaşanan ve çocukların ölmesi veya
sakatlanmasına neden olan toprağa gömülen kara mayınlardır. Bu mayınlar
sıcak savaştan sonra da toprak altında kalmakta ve basma sonucu birçok
çocuğun ölümü veya sakatlanmasına neden olmaktadır. Bunların kullanımının
önlenmesi için taraflar arasında anlaşma sağlanarak kullanılmaması
sağlanmalıdır.
Polonya raporunda her tür şiddete maruz kalmış çocuklar için fiziksel,
psikolojik ve sosyal uyum programlarının oluşturulması gerektiğini
söylemektedir. İngiltere de şiddetin yanı sıra madde bağımlılığı, ihmal
olguları içinde merkezler açılması gerektiğini, bunların ulusal ölçekler
yanında uluslararası ölçekte de belli standarda bağlı olması gerektiğini
belirtmektedirler. Danimarka, Ukrayna, Nijerya, Bulgaristan bu
merkezlerin özellikle UNICEF destekli oluşturulması gerektiğini
belirtmektedirler. Endonezya önleme çalışmalarının çok önemli olduğunu
raporunda vurgulamaktadır. Yeni Zelanda, Rusya, Belarus, İtalya, Nepal,
Panama da raporlarında çocuğa kötü davranışın cinsel istismarda dahil
olmak üzere istismarın ölçülerinin, tanının net olarak yapılması
gerektiğini ve bunun tedavide önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Komisyon çocukların yaşamına ve gizlilik ilkesine saygının da önemli
olduğunun altını çizmektedir. Aynı şekilde çocukların çalıştırılmasına
bağlı olarak ortaya çıkan istismarın sonuçları açısından rehabilitasyon
çalışmalarının önemi büyüktür. Suça itilen çocuklarında durumunun iyi
değerlendirilmesi, rehabilitasyon çalışmasının önemi Endonezya ve Peru
raporunda belirtilmiştir.
Madde 40 . Çocukların Yargılanmaları
Bu madde de suça itilmiş çocukların topluma kazandırılması ile ilgilidir.
Yasalara aykırı iş yapan çocuk, saygınlık ve değer anlayışını geliştiren,
yaş durumunu gözeten ve toplumla yeniden bütünleşmesini hedefleyen tarzda
muamele görme hakkına sahiptir. Çocuğa temel güvencelerin yanı sıra
savunması için hukuki ve diğer her tür yardım sağlanacaktır. Mümkün olan
her durumda adli kovuşturmadan ve kurumlara yerleştirme yolundan
kaçınılmalıdır.
Burada ilk dikkati çeken boyut cezaevindeki çocuğun eğitimi ve tedavisi
için gereken kadroya bugün Adalet Bakanlığının sahip olmamasıdır. Yeterli
sayıda psikolog, sosyolog ve sosyal hizmet uzmanının bulunmaması,
olanlarında çocuğun topluma kazandırılması için gerekli donanıma sahip
bulunmadığı dikkati çekmektedir.
Cezaevindeki cezasını tamamlayan çocukların normal yaşama dönüşlerinde
adaptasyona yardımcı olacak kurumların bulunmadığı, sadece bir sivil
toplum kuruluşunun kısıtlı alanda çalışmalarının bulunduğu görülmektedir.
Öncelikle çocuklar için farklı bir cezaevi ve uygulamaların olması
gerekmektedir. Buradaki temel kriter çocuğun yüksek yararı ilkesine uygun
uygulamaların düzenlenmesidir.
Türk hukukunda çocuklar için kabul edilen ceza sistemi yetişkin suçlulara
uygulanan ile aynıdır. Tek fark çocuklara uygulanan cezalardaki
indirimdir. Halbuki çocuklara yönelik olarak temel girişimin çocuğun
topluma kazandırılmasına yönelik bir sistemin oluşturulması olduğu
açıktır.
Çocuklara yönelik yasa ve çocuk suçluluğu ile ilgili yönetmeliklerde
mutlaka çocuk hakları sözleşmesi standartlarına uyulması gerekliliği
Honduras’ın raporunda özellikle altı çizilerek belirtilmektedir. Çocuk
mahkemelerindeki hakim ve yargıçların çocuk hakları konusunda
eğitilmeleri gerektiği ve çocuk suçlularının hüküm sürelerinin
azaltılarak eğitime yönlendirilmeleri gerektiği de belirtilmektedir.
Benzer yorumlar Vietnam, Rusya, Mısır, Sudan, Kosta Rika, Namibya,
Kolombiya, Romanya, Belarus, Pakistan, Burkino Faso, Ürdün, Şili,
Endonezya, Madagaskar, Filipinler, Polonya, Jamaika, Nikaragua, Ukrayna,
Senegal, Portekiz, Yemen, Moğolistan, Kore, Guetemala, Fas, Uruguay ve
Etiopya tarafından da raporlarında dile getirilmiştir.
Peru raporunda ülkesinde terörist faaliyetlere katılan 15-18 yaşlarındaki
çocukların çocuk suçluluğundaki öngörülen koşullardan yararlanamadığını
belirtmektedir.
Sri Lanka çocukların görüşlerinin aile, okul ve çocuk suçluluğu
konularında hiç dikkate alınmadığını raporunda söylemektedir.
İspanya raporunda medyanın çocukların işlediği suçlara geniş yer
ayırmaları nedeniyle toplumda çocuğa yönelik suçlarda büyük artışlar
olduğu ve suçların çoğunun çocuklar tarafından işlendiği şeklinde yanlış
bir görüşün oluştuğunu, halbuki araştırmalarda 13 yaş altı gasp suçunun
yılda 3-4 kez görüldüğünü, o yüzden de suç oranlarının topluma
açıklanarak bu yanlış görüşün önüne geçilmesi gerektiğini
söylemektedirler. Şili’de aynı şekilde son yıllarda toplumda çocuk
suçluluğuna karşı bir tepkinin geliştiğini raporunda belirtmektedir.
İngiltere‘de raporunda çocuk suçluluğunun azaltılması ile ilgili
önlemleri taraf devlet olarak alınması zorunluluğunu dile getirmektedir.
Almanya bu maddenin 2. Şık b fıkrasına özellikle dikkat çekerek çekince
koyduğunu belirtmiştir. Aynı maddeye Danimarka’da çekince koymuştur.
Arjantin raporunda bütün bölgelerde çocuk mahkemesi kurulması
zorunluluğuna dikkat çekmektedir. Norveç, Bulgaristan ve Bolivya’da
raporlarında bunu dile getirmektedirler.
Ürdün raporunda ceza sorumluluğunun 18 yaşında başladığını, 7 yaşından
sonra da cezai yaptırımlarla ilgili girişimlerin söz konusu olacağını
söylemektedir. Sri Lanka ceza sorumluluğunda yaş faktörünün önemine
değinmekte, 8 yaşın başlangıç noktası olduğunu ve 16-18 yaş arasında
erişkin mahkemelerinde çocukların yargılandığını belirtmektedir. Yemen,
Nijerya, Hong-Kong, Etiopya da ceza sorumluluğunun başlangıç yaşının
önemine değinmektedirler.
İsveç’te ise 15 yaş öncesi çocuklar mahkemeler tarafından değil,
belediyelere bağlı sosyal hizmet uzmanlarınca değerlendirilmektedir. 12
yaş altında çok ciddi bir durum yoksa bu da yapılmamakta ancak çocuk
rehabilitasyon hizmetleri için yetkililere yollanmaktadır.
AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası : 4320
Kabul Tarihi : 14/1/1998
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 17/1/1998, Sayısı: 23233
Yayımlandığı Düstur : Tertip: 5, Sayfa :
Madde 1 - Türk Kanunu Medenisinde öngörülen tedbirlerden ayrı olarak,
eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer
aile bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını kendilerinin
veya Cum-
hürriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde, Sulh Hukuk Hakimi re'sen
meselenin mahiyetini gözönünde bulundurarak aşağıda sayılan tedbirlerden
bir ya da bir kaçına birlikte veya uygun göreceği benzeri başkaca
tedbirlere de hükmedebilir:
Kusurlu eşin;
a) Diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile
bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,
b) Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara
tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine
yaklaşmaması,
c) Diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile
bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,
d) Diğer eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşan aile bireylerini
iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
e) Varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,
f) Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak
konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.
Yukarıdaki hükümlerin tatbiki maksadıyla öngörülen süre altı ayı geçemez
ve kararda hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması halinde
tutuklanacağı ve hürriyeti cezaya hükmedileceği hususu kusurlu eşe ihtar
olunur.
Hakim bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini gözönünde bulundurarak
tedbir nafakasına hükmeder.
Birinci fıkra hükmüne göre yapılan başvurular harca tabi değildir.
Madde 2 - Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına
tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararının uygulanmasını
zabıta marifetiyle izler.
Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi
vermesine gerek kalmadan re'sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda
Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir.
Cumhuriyet başsavcılığı koruma kararına uymayan eş hakkında Sulh Ceza
Mahkemesinde kamu davası açar. Bu davanın duruşması yer ve zaman kaybına
bakılmaksızın 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu
hükümlerine göre yapılır.
Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe
ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.
Madde 3 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 4 - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
POLİSTEKİ HAKLARINIZ
Kanunlar çerçevesinde, aşağıdaki belirtilen haklarınız bulunmaktadır.
1-İsnat edilen suç hakkında açıklamada bulunmama, yani susma hakkına
sahipsiniz.
2-Yakalandığınızı ve/veya göz altına alındığınızı yakınlarınıza haber
verme hakkına sahipsiniz. Soruşturma konusunun açığa çıkması bakımından
kesin bir mahsur doğurmayacaksa haber vereceğiniz yakınınıza veya
Büyükelçiliğinize/Konsolosluğunuza durum derhal bildirilecektir.
3-Aleyhinize var olan şüpheleri ortadan kaldırmak için lehinize olan
hususları önesürebilirsiniz.
4-Avukatı tayin hakkınız vardır. Avukatı tayin edebilecek durumunuz
yoksa, baro tarafından tayin edilecek bir avukatın hukuki yardımından
yararlanabilirsiniz. Avukat ile görüşme ve konuşma hakkınız vardır.
Avukatınız, ifade alma esnasında hazır bulunabilir. (DGM kapsamındaki bir
suçtan gözaltına alınmış iseniz ancak, tutuklandığınızda veya gözaltı
süreniz hakim tarafından uzatıldığında avukatınızla görüşebilirsiniz.)
5-Yakalamaya ve gözaltı süresinin uzatılmasına karşı hakime itiraz
hakkınız vardır.
TÜKETİCİNİN KORUNMASI
HAKKINDA KANUN
Kanun No : 4077
Kabul Tarihi : 23.12.1995
BİRİNCİ KISIM
Amaç,Kapsam,Tanımlar
Amaç
MADDE 1. Bu Kanunun amacı,ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun
olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını
koruyucu,aydınlatıcı,eğitici,zararlarını tazmin edici,çevresel
tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin
kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki
politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye
ilişkin hususları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2. Bu Kanun,1 inci maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet
piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü hukuki
işlemi kapsar.
Tanımlar
MADDE 3. Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Bakanlık : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nı
b) Bakan : Sanayi ve Ticaret Bakanını
c) Mal : Ticaret konusu eşyayı
d) Hizmet : Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan bedeni ve/ veya
fikri faaliyetleri,
e) Standart : Türk Standardını,
f) Tüketici : Bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai
olarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişiyi,
g) Satıcı : Kamu kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüketiciye mal
ve hizmet sunan gerçek veya tüzel kişileri,
h) İmalatçı – Üretici : Kamu kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere
tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya
hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını üretenleri,
i) Tüketici Örgütleri : Tüketicinin korunması amacıyla kurulan
dernek,vakıf ve tüketim kooperatiflerini,
İfade eder.
İKİNCİ KISIM
Tüketicinin Korunması ve Aydınlatılması
Ayıplı Mal ve Hizmetler
MADDE 4. Ambalajında,etiketinde,tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan
veya satıcı tarafından vaadedilen veya standardında tespit edilen nitelik
ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı
bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan
veya ortadan kaldıran maddi,hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal
veya hizmetler,ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.
Satın alınan malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde; tüketici,malı
teslim aldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde bu malları satıcı
firmaya geri vererek değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya
ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirimini ya da ücretsiz
olarak tamirini talep edebilir.Tüketici,bu taleplerden herhangi birisini
tercihte serbesttir.Satıcı,tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine
getirmekle yükümlüdür.Ayıplı maldan ve / veya ayıplı malın neden olduğu
her türlü zarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı,bayi,acenta,imalatçı-üretici
ve ithalatçı,müştereken ve müteselsilen sorumludur.Satılan malın ayıplı
olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Satılan malın ayıbı gizli nitelikte ise veya ayıp tüketiciden hile ile
gizlenmişse,satıcı 15 gün içerisinde kendisine başvurulmadığını ileri
sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
Satıcı daha uzun bir süre için garanti vermemiş ise,ayıplı maldan ve
ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı açılacak
davalar,ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim
tarihinden itibaren 2 yıllık zaman aşımına tabidir.Ancak satıcı,satılan
malın ayıbını tüketiciden hile ile gizlemiş ise,2 yıllık zamanaşımı
süresinden yararlanamaz.
Ayıplı hizmetler hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.Ayıplı
hizmetin yeniden görülmesi imkansızlaşmışsa veya amaca aykırı sonuçlar
doğuracak nitelikte ise,bedel iadesinde tüketicinin ayıplı hizmetten
sağladığı fayda kadar indirim yapılır.
Ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mal ve hizmetler hakkında yukarıdaki
hükümler uygulanmaz.
Satışa sunulacak kullanılmış,tamir edilmiş veya ayıplı mal üzerine veya
ambalajına,imalatçı veya satıcı tarafından alıcının kolaylıkla
okuyabileceği şekilde “Özürlüdür” ibaresini içeren bir etiket konulması
zorunludur.Bu durum,tüketiciye verilen fatura,fiş veya satış belgesi
üzerinde de gösterilir.
Yalnızca ayıplı mal satan veya işyerinin bir kat ya da reyon gibi bir
bölümünü sürekli olarak ayıplı mal satışına tahsis etmiş olan satıcılara
yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.
(Madde 4 ile ilgili Mahkeme Kararları
Satıştan Kaçınma
MADDE 5. Üzerinde “numunedir” veya “satılık değildir” ibaresi bulunmayan
bir malın;ticari bir kuruluşun vitrininde,rafında veya açıkça görülebilir
herhangi bir yerinde teşhir edilmesi,onun stokta bulunduğu anlamına
gelir.Satıcı teşhir ettiği malların satışından kaçınamaz.Satılmadığı
halde satılmış gibi gösteremez.
Hizmetlerin satışından da haklı bir sebep olmaksızın kaçılınılamaz.
Satıcı, bir mal veya hizmetin satışını,o mal veya hizmetin kendi
tarafından belirlenen miktar,sayı,ebat veya süresi kadar satınalınması ya
da başka bir malın veya hizmetin satınalınması koşuluna bağlı kılamaz.
Malın ya da hizmetin belli miktar,sayı,ebat ya da süre koşuluyla
satılması, teamül,ticari örf veya adetten ise üçüncü fıkra hükmü
uygulanmaz.
Taksitli Satışlar
MADDE 6- Taksitli satışlarda; tüketici,borçlandığı toplam miktarı önceden
ödeme hakkına sahiptir.Tüketici aynı zamanda ,bir taksit ödemesinde
bulunabilir.Her iki durumda da satıcı,ödenen miktara göre gerekli faiz
indirimin yapmakla yükümlüdür.
Satıcı, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan
borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa,bu hak; ancak
satıcının bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin ifa
edilmemiş bir ediminin üzerinden en az dört hafta geçmiş olması ve
satıcının en az bir haftalık süre vererek muacceliyet uyarısında
bulunması koşullarıyla kullanılabilir.Taraflarca belirlenen ve tüketiciye
yazılı olarak bildirilen mal veya hizmetin toplam satış fiyatı hiçbir
şekilde arttırılamaz.
Taksitli satışlarda satıcı,aşağıdaki bilgileri yazılı olarak bildirmek ve
taraflar arasında aktedilen sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermek
zorundadır.
a) Mal ve hizmetlerin peşin satış fiyatı,
b) Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek toplam satış fiyatı,
c) Faiz miktarı,faizin hesaplandığı yıllık oran ve gecikme faizi oranı,
d) Ön ödeme tutarı,
e) Ödeme planı.
(Madde 6 ile ilgili Mahkeme Kararları)
Kampanyalı Satışlar
MADDE 7. Gazete,radyo,televizyon ilanı vesair yollarla halka duyurularak
düzenlenen kampanyalara iştirakçi kabul etmek suretiyle ve malın veya
hizmetin bilahare teslim edilmesi veya yerine getirilmesi vaadiyle
yapılan satışlarda,ilan ve taahhüt edilen mal ve hizmetlerin teslimatının
zamanında yapılmaması,fiyat, nitelik ve miktarında anlaşmalara aykırı
davranılması durumunda,satıcı,bayi,acenta,temsilci,imalatçı-üretici ve
ithalatçı müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Kampanyalı satış olarak nitelendirilemeyen ancak,malın veya hizmetin
bilahare teslim veya yerine getirilmesi koşuluyla yapılan her türlü
satışlar da birinci fıkra hükmüne tabidir.
Kampanyalı satışlarda satıcı,6 ıncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen
bilgilere ek olarak,”kampanya bitiş tarihi” ve “malın ya da hizmetin
teslim veya yerine getirilme tarih ve şekli”ne ilişkin bilgileri de
yazılı olarak vermekle yükümlüdür.
Taksitle yapılan kampanyalı satışlarda,6 ıncı maddenin birinci ve ikinci
fıkra hükümleri de uygulanır.
Kapıdan Satışlar
MADDE 8. Kapıdan satışlar; işyeri,fuar,panayır gibi satış mekanları
dışında,önceden mutabakat olmaksızın yapılan değeri 1.000 000* Türk
Lirasını aşan,tecrübe ve muayene koşullu satışlardır.
Bu tür satışlarda; tüketici,yedi günlük tecrübe ve muayene sonuna kadar
malı,kabul veya hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekte serbesttir.Satıcı
almış olduğu bedeli,kıymetli evrakı ve tüketiciyi bu hukuki işlemden
dolayı borç altına sokan her türlü belgeyi,cayma bildiriminin kendisine
iadeli taahhütlü mektup ya da noter aracılığı ile ulaşması veya bizzat
teslim edilmesi tarihinden itibaren 10 gün içerisinde tüketiciye iade
etmekle ve 20 gün içerisinde de malı geri almakla yükümlüdür.
Tüketici,malı kendisine teslim anındaki durumu ile geri vermekle ve
kullanım sözkonusu ise,kullanma dolayısıyla malın ticari değerindeki
kaybı tazminle yükümlüdür.Malın tüketicinin zilyedinde bulunması,başlıbaşına
bir değer azalmasını ifade etmez.
Mal veya hizmetin iadesi imkansızlaşmış veya iade amaca aykırı halı
gelmişse tüketici, bu mal veya hizmetten sağladığı fayda kadar bir bedeli
satıcıya ödemekle yükümlüdür.
Satıcının mal veya hizmeti işyeri dışında satışa sunması,teamül,ticari
örf veya adetten ise, bu madde uygulanmaz.
Taksitle yapılan kapıdan satışlarda,ayrıca 6 ıncı madde hükümleri de
uygulanır.Birinci fıkrada belirtilen 1.000 000 liralık değer, her yılın
Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsü’nün Toptan Eşya Fiyatları
Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artışı oranında artar.Bu
durum,Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilan edilir.
· Kapıdan satışlarla ilgili parasal değer, 1998 yılı için 6.000 000
TL,1999 yılı için 10.000 000 TL ve 2000 yılı için 15.210.000 TL’ya
çıkarılmıştır.
Kapıdan Satışlarda Satıcının Yükümlülüğü
MADDE 9. Kapıdan satışlarda satıcı,hazırladığı sözleşme,fatura veya
tessellüm makbuzu ile birlikte en az 12 punto siyah koyu harflerle
yazılmış “Tüketicinin hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve
hiçbir gerekçe göstermeksizin yedi gün içerisinde malı, evrakın ve
tüketiciyi bu hukuki işlemden dolayı borç altına sokan her türlü belgenin
satıcı tarafından iade edileceğini bildiren bir belgeyi; sahip olduğu
hakların kendisine teslim edilip satıcının açık adresinin bildirilmiş
olduğunu beyan eden ve tüketici tarafından da imzalanmış olan bir tutanak
karşılığında tüketiciye vermekle yükümlüdür.
Satıcı,tüketiciden almış olduğu imzalı belgeyi bir uyuşmazlık halinde
mahkemeye ibraz etmekle yükümlüdür.Satıcının bu belgeyi ibraz edememesi
ya da ibraz etmemesi halinde, satıcının bu belgede belirtilmiş olan
borçlarını yerine getirmemiş olduğu kabul edilir.
Tüketici Kredisi
MADDE 10. Tüketicilerin banka veya benzeri finans kurumlarına bir mal
veya hizmeti satın almak amacıyla tüketici kredisi almak için
başvurmaları durumunda banka veya finansman kuruluşları ile tüketiciler
arasında yazılı bir sözleşmenin yapılması ve bu sözleşmenin bir
nüshasının da tüketiciye verilmesi zorunludur.Taraflar arasında aktedilen
sözleşmede öngörülen kredi şartları,sözleşme süresi içerisinde tüketici
aleyhine değiştirilemez.
Sözleşmede;
a) Faizin uygulandığı yıllık oran,
b) Ödeme tarihleri,anapara,faiz,fon ve diğer masrafların ayrı ayrı
belirtildiği ödeme planı,
c) Tüketici kredisi tutarı,
d) Faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı,
e) İstenecek teminatlar,
f) Gecikme faizi oranı,
g) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,
h) Kredinin vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartlar,
Aranır.
Tüketici,banka veya finans kurumlarına borçlandığı toplam miktarı önceden
ödeyebileceği gbi aynı zamanda vadesi gelmemiş bir ya da birden çok
taksit ödemesinde de bulunabilir.Her iki durumda da banka veya finans
kurumları,ödenen miktara göre gerekli faiz,komisyon indirimini yapmakla
yükümlüdürler.
Banka veya finans kurumlarının,tüketici kredisini,belirli bir mal veya
hizmetin satın alınması ya da belirli bir satıcı ile yapılacak hukuki
işlem koşulu ile vermeleri durumunda bunlar,satılan malın ayıbından ötürü
tüketiciye karşı satıcı ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.
Süreli Yayınlar
MADDE 11. Süreli yayınlara abone olan tüketiciler,abonelik sözleşmesinde
yer alan fiyat ve niteliğe ilişkin koşullara aykırı davranılması
hallerinde,abone işlemlerini yapan sorumlu kişiye ya da yayın kurumuna
isteklerini yazılı olarak bildirmek kaydıyla aboneliklerine tek taraflı
son vrebilirler.Yayıncı,abone ücretinin geri kalan kısmını hiçbir kesinti
yapmaksızın 15 gün içinde iade etmekle yükümlüdür.
Tüketicinin aboneliğe son verme isteği;yazılı bildirimin satıcıya
ulaştığı tarihten itibaren günlük yayınlarda 15 gün, haftalık yayınlarda
1 ay,aylık yayınlarda 3 ay sonra yürürlüğe girer.Daha uzun süreli
yayınlarda ise, bildirimden sonraki ilk yayını müteakiben yürürlüğe
konulur.
( 15.01.1997 tarih ve 4226 sayılı Kanunla ek) Süreli yayın kuruluşlarınca
düzenlenen ve her ne amaç ve şekilde olursa olsun,bilet,kupon,iştirak
numarası,çekiliş ve benzeri yollarla süreli yayın dışında ikinci bir ürün
verilmesinin taahhüt edildiği kampanyalarda; kitap,dergi, ansiklopedi,
afiş,bayrak,poster,sözlü veya görüntülü manyetik bant veya optik disk
gibi süreli yayıncılık amaçlarına aykırı olmayan kültürel ürünler dışında
hiçbir mal ya da hizmetin taahhüdü ve dağıtımı yapılamaz.Her halükarda bu
mal veya hizmetin piyasa değeri,tüketicinin ilgili kampanya süresince
süreli yayını satın almak için ödediği toplam bedelin % 50’sini aşamaz ve
bu şekilde kampanyaların süresi 60 günü geçemez.Kampanya konusu mal veya
hizmet bedelinin bir bölümünün tüketici tarafından karşılanması,bu mal
veya hizmetin ikinci ürün sayılmasına engel değildir.
( 15.01.1997 tarih ve 4226 sayılı Kanunla eklenen 1.madde.) Kampanya
süresince,süreli yayının satış fiyatı,ikinci ürün olarak verilmesi
taahhüt edilen mal veya hizmetin yol açtığı maliyet artışı nedeniyle
arttırılamaz.Kampanya konusu mal veya hizmet taahhüdü ve dağıtımı
bölünerek yapılamayacağı gibi,bu mal veya hizmetin ayrılmaz ya da
tamamlayıcı parçaları da ayrı bir kampanya konusu haline getirilemez.Bu
Kanunun uygulanmasında, ikinci ürün olarak verilmesi taahhüt edilen her
bir mal veya hizmete ilişkin işlemler bağımsız bir kampanya olarak kabul
edilir.
Etiket
MADDE 12. Ticaret konusu olan ve perakende satışa arz edilen malların
veya ambalajlarının yahut kaplarının üzerine kolaylıkla
görülebilir,okunabilir şekilde o malın menşei,cinsi ve fiyatı hakkında
bilgileri içeren etiket konulması,etiket konulması mümkün olmayan
hallerde aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun
yerlere asılması zorunludur.
Hizmetlerin tarife ve fiyatlarını gösteren listeler de birinci fıkraya
göre düzenlenerek asılır.
Bakanlık,etiket ve tarife listelerinin şeklini,içeriğini,usul ve
esaslarını bir yönetmelikle düzenler.
Belediyeler,bu madde hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin
işleri yürütmekle görevlidirler.
Garanti Belgesi
MADDE 13. İthalatçı veya imalatçı firmalar ithal ettikleri veya
ürettikleri sanayi malları için garanti belgesi düzenlemek
zorundadırlar.Garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye
verilmesi sorumluluğu,tüketicinin malı satın aldığı satıcı,bayi,acenta ya
da temsilciliklere aittir.Garanti süresi,malın teslimi tarihinden
itibaren başlar ve asgari bir yıldır.Garanti belgeleri,satın alınan mala
ilişkin faturanın tarih ve sayısı ile bandrol ve seri numarasını içermek
zorundadır.
Satıcı garanti belgesi kapsamındaki malların garanti süresi
içerisinde,gerek malzeme ve işçilik,gerekse montaj hatalarından dolayı
arızalanması halinde malı işçilik masrafı,değiştirilen parça bedeli ya da
başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile
yükümlüdür.
Garanti süresi içerisinde sık sık arızalanması sonucu maldan
yararlanamamanın süreklilik arzetmesi veya tamiri için gereken azami
sürenin aşılması hallerinde,tüketici,malın ücretsiz olarak yenisi ile
değiştirilmesini satıcıdan talep edebilir.Satıcı bu talebi reddedemez.
Tüketicinin bu talebine karşı satıcı,bayi,acenta,imalatçı-üretici ve
ithalatçı müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.
Tüketicinin malı kullanım kılavuzunda yeralan hususlara aykırı
kullanmasından kaynaklanan arızalar,iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı
dışındadır.
Bakanlık,hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda
bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami
süreleri Türk Standartları Enstitüsü ile birlikte müştereken tespit ve
ilanla görevlidir.
Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu
MADDE 14. Sanayi mallarından ithal edilmiş olanların,bakım,onarım ve
kullanılmasına ait tanıtma ve kullanım kılavuzlarının aslına uygun Türkçe
tercümeleriyle,yurt içinde üretilenlerin bakım,onarım ve kullanılmasını
gösterir Türkçe tanıtım ve kullanım kılavuzlarıyla birlikte satılması
zorunludur.
Bakanlık,sanayi mallarından hangilerinin tanıtma ve kullanma kılavuzu ile
satılmak zorunda bulunduğunu Türk Standartları Enstitüsü ile birlikte
tespit ve ilanla görevlidir.
Servis Hizmetleri
MADDE 15. İthalatçı veya imalatçılar sattıkları sanayi malları için o
malın Bakanlıkça tespit ve ilan edilen kullanım ömrü
süresince,bakım,onarım ve servis hizmetlerini yürütecek istasyonları
kurmak ve yeterli teknisyen kadrosu ile yedek parça stoku bulundurmak
zorundadırlar.
Bakanlık,hangi mallar için servis istasyonları kurulmasının zorunlu
olduğu ile servis istasyonlarının kuruluş ve işleyişine dair usul ve
esasları Türk Standartları Enstitüsü ile müştereken tespit ve ilanla
görevlidir
Ticari Reklamlar ve İlanlar
MADDE 16. Ticari reklam ve ilanların yaslara ve genel ahlaka uygun,dürüst
ve doğru olmaları esastır.
Tüketiciyi aldatıcı,yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlığını
istismar edici,tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye
düşürücü,şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici,kamu sağlığını
bozucu,hastaları,yaşlıları,çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam
ve ilanlar yapılamaz.
|