TARİHÇE

 

ESKİ TÜRK DEVLETLERİNDE KOLLUK HİZMETLERİ
OSMANLI DEVLETİNDE GÜVENLİK HİZMETLERİ
İLK POLİS TEŞKİLATININ KURULUŞU (10 Nisan 1845)
POLİS MEKTEPLERİNİN TARİHÇESİ
POLİS NEŞRİYATLARININ TARİHÇESİ
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE POLİS HİZMETLERİ
POLİSİN HİZMETE GÖRE TAKSİMİ
 


 

ESKİ TÜRK DEVLETLERİNDE KOLLUK HİZMETLERİ

Türklerde devlet geleneği, tarihin en eski devlet kurucularından olmaları dolayısıyla binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Kadim Türk devletlerinde askeri ve idari işlemde de lider olan “Başbuğ"lar; aynı zamanda kolluk işlerini de üzerlerine almışlardır. Bunun için ilk devirlerdeki kolluk tarihimiz, tamamıyla askeri tarihimizden ibarettir. (Lider durumunda bulunan “Başbuğ” Hakanlar aralarında bir çok yazılı ve sözlü hukuk kaideleri de koymak suretiyle suç sayılan fiillerin işlenmesine de mani olmak ve suç işlendikten sonra da faillerini ortaya çıkarmak suretiyle toplum düzenini bozucu faaliyetleri önlemiş bulunmaktadır.

Eski Türk medeniyetinde Başbuğ Hakanlar tarafından yürürlüğe konulan idare ve inzibat sistemine ait üç önemli kanunun varolduğu görülmektedir. Bu üç kanun, Oğuz Töresi, Uluğ Yasa ve Timur’un çıkardığı Tüzükat’tır.

Kolluk tarihimizle ilgili olarak en eski yazılı belge durumundaki Tonyukuk kitabesi, (Miladi 725) Subaşı ünvanlı İnal Kaan’dan bahseder ki; dolayısıyla, kolluk tarihimizi Subaşı’lardan itibaren başlatmak ve inal Kaan’ın, en eski kolluk amiri olduğunu kabul etmek gerekir. Bu arada, en eski Türkçe’de bir de Yargan kelimesinin geçtiği ve bu kelimenin de zabıta manasına geldiği belirtiliyor. Moğolca zabıta anlamına gelen Daruga kelimesi ile eşanlamlı olduğu savunulan Yargan’ın Uygur Türk metinlerinde ‘zabıta ve taharri memuru’ anlamında kullanıldığı ifade edilmektedir.

Türk Devletlerinin iç güvenliklerini, ordularından ayırdıkları bir kısım kuvvet ile sağlamak yoluna gittikleri görülmekte   ve    ülke düzeyinde, ilk zamanlar askeri amaca hizmet Eden fakat, sonraları kentler düzeyinde merkezileştirilen      bir güvenlik sistemi   kurdukları görülmektedir. Darma örgütünün idari yapısına çok benzemektedir.

Bu teşkilatın genel görevi düşman saldırılarını önceden tespit ederek “Kargu” denilen bir haberleşme sistemi ile merkeze bildirmekle yükümlüydü.

SUBAŞI

Ordu veya asker manasına gelen 'sü’ ünvanı, ilk devirlerde ve henüz kabile sistemi zamanında ordunun başında bulunanlara subaşı şeklinde verilirken; başbuğluğun hakanlara geçmesinden sonra subaşılık artık bir mevkiin idarecilerine verilen unvandan öteye geçememiştir.

İslam Türk devletleri zamanında zamanında subaşı daha küçük mevkilere sahip bulunmaktaydı. Subaşılar o devirde ancak bir vilayetin mülki ve askeri işlerini yürüten bir memur durumundaydı. Osmanlılar zamanında ise subaşının mevki ve vazifeleri daha da küçülmüştür. Subaşılar sadece asayiş ve inzibati işlere bakmaktaydı. Daha sonraları ise, en çok zabıtai belediye hizmeti gören memurlar durumuna gelmiş bulunmaktaydılar. Subaşılar çarşı ve pazar yerlerinde gezerek buralarda zuhur eden uygunsuz işleri tanzim eder ve sokakların temizliği ve kaldırımların, yolların tamiri, bakım ve onarımlarının yapılması için de ilgilileri haberdar ederek yaptırılmasını sağlardı.

Selçuklularda Emniyet Hizmetleri

Türkler Miladi VIII. asrın ortalarından itibaren yavaş yavaş islam medeniyeti çevresine girmiş sonra da islam dünyasında büyük bir rol oynamışlardır. Emevi ve Abbasi imparatorluklarının hizmetine alınan veya giren Türklerin, bu devletlere büyük faydaları dokunmuş, islam kültürüyle içice olma neticesinde IslamArap devletlerinde görülen zabıta hizmet ve teşkilatının Türk boyları üzerinde tesiri olmuştur. Bunlar milli unsurlarla birleşerek orjinal zabıta teşkilatına zemin oluşturmuşlardır.

Selçuklular zamanında bir ilin mülki ve askeri idaresi subaşılar tarafından yürütülürdü. Büyük Selçuklu imparatorluğunun kurucusu Selçuk Bey de bir subaşıdır.

Anadolu Selçuklularında il merkezlerinde askeri ve mülki işlere bakan komutanlara subaşı denilmiştir. Bunlar bulundukları yerlerin kamu düzeni ve güvenliğini sağlamışlar, savaş zamanı da çevrelerindeki ilçe ve köylerin tımarlı sipahilerine komuta etmişlerdir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışından sonra Anadolu’da kurulmuş beyliklerde de askeri komutana subaşı denilmiştir.

OSMANLI DEVLETİNDE GÜVENLİK HİZMETLERİ

Osmanlı Devlet Teşkilatı ve diğer sosyal kurumlan gibi emniyet teşkilatı da; devletin kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve yıkılış dönemlerindeki şartlar doğrultusunda değişme gelişme göstermiştir.

Devletin genel çözülüşü ve yıkılışı sıralarında gerilemiş ve bozulmuş, askeri ve sivil yönetim alanlarında ya­pılan yeniden düzenleme ve geliştirme girişim ve uygulamalarından etkilenerek değişikliğe uğramış, yeni biçimler almış ve bugünkü emniyet teşkilatımızın temelleri atılmıştır.

1299-1453 Dönemi

Osmanlı Imparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi, bağımsızlığım ilan ettiği zaman; huzur ve güveni sağ­lamak için ilk zabıta ve inzibat teşkilatı olarak Kadılık ve Subaşı denilen zabıta amirliklerini oluşturmuştur. O zamanlarda her şehir ve kasabada, hatta her köyde birer kadı ve subaşı memurlarının bulunduğu da bilinmektedir. Kadılar genellikle idari işlere bakmışlar, kasabanın düzeniyle kadının verdiği hükümlerin yerine getirilmesi işleri de aynı zamanda askeri bir amir olan subaşılar tarafından yürütülmekteydi.

Osmanlı Beyliğinin kurulmasıyla birlikte genişlemeye başlayan beylik, Karahisar’ın zaptetilmesiyle asayiş ve in­tizam işlerini yürütmek üzere subaşı olarak Gündüz Bey’i görevlendirdi.

Gündüz Bey Osmanlı Devletinin bilinen ilk polis amiridir. Subaşüarın görevi, sulh döneminde savaş için gerekli olan askerleri eğitmek, onları disiplin içinde tutmak, kentin dirlik ve düzenini sağlamaktır. Savaş za­manında ise yetiştirdikleri kıtalara komuta etmişlerdir.

Eski Türklerde olduğu gibi, Osmanlı Türklerinde de emniyet teşkilatı, askeri teşkilat kadrosu içinde yer almış, askeri amirler aynı zamanda polis amiri olmuşlardır. Devletin başında bulunan padişahlar askeri ve mülki amirdir.

Padişahlar idari, askeri, ve bunlarla birlikte ülkede kamu düzen ve güvenliğinin sağlanması işlerini, devlet ricali ve halk karşısında kendilerini temsil Eden sadrazamlar vasıtasıyla yürütmüşlerdir.

Bu yüzden sadrazamlar, bütün polis teşkilatının en yüksek makamı olmuş ve genel denetim görevlerinde özel memurlar kullanmışlardır.

Osmanlının ilk dönemlerinde subaşılar, güvenlik ve esenlik işlerine bakmakla beraber, Belediye Zabıtası hizmetlerini de yürütmüşlerdir.

Zabıta hizmederinin daha sonraki gelişiminde subaşılar ve emirleri altında bulunan yasakçıların yanında, geceleri güvenliği sağlayan ve bekçilik görevi yapmakla yükümlü bulunan Ases’leri ve bunların bağlı olduğu Asesbaşı’larını da saymak gerekmektedir.
Devletin başkenti dışında, illeri yöneten Beylerbeyi ve sancakları yöneten Sancak Beyleri, emirleri altındaki askerlerle bulundukları bölgelerin kamu düzen ve güvenliğini sağlamışlardır. Bu hizmeti yaparken halkın belli bir düzen içinde kendilerini de ilgilendiren güvenlik ve asayişin sağlanması hususuna birebir katılımını da sağlamışlardır.

ASESBAŞI

Asesler istanbul’un emniyet işlerinde çalışan, polis vazifesini gören kimselerdi. Ayrınca askerden kaçardan da arar, bulur ve öldürürlerdi. Ellerinde birer değnek de taşırlardı. Ases­lerin en büyük amirine de Asesbaşı denirdi. Asesbaşı şehrin disiplininden sorumluydu. Barış zamanlarında emniyet müdürü vazifesini görürdü. Fatih zamanında aseslik başlar.

Asesbaşılar, geceleri güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuşken; zamanla gece ve gündüz şehir subaşılarıyla birlikte istanbul’un asayiş ve inzibatıyla meşgul olmaya başladılar.

Asesbaşılar bölüklerindeki subaylarla nöbetleşe olarak çarşı aralarında, mahalle içinde ve kötülük yapılması umulan yerlerde geceleri sabaha Kadar dolaşarak, rastladıkları sabıkalıları ve suçluları yakalar, bu suretle haltın huzur ve emniyetini sağlarlardı.

Asesbaşılar, başlarına yeşil çuhadan çatal kavuk ve arkalarına yakalı ve yeşil kaplı divan kürkü, bacaklarına al şalvar, ayaklarına san Yemeni giyerlerdi.

İLK POLİS TEŞKİLATININ KURULUŞU (10 Nisan 1845)

    1845 tarihi, Türk Emniyet Teşkilatı açısından önemli bir noktadır. Çünkü bu tarihe kadar zabıta olarak nitelenen teşkilat; 10 Nisan 1845 (12 Rebiü’l Evvel 1261)’den itibaren polis adı altında hayata geçmiş ve Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir.
    Yeniçerinin ortadan kaldırılmasından sonra, başkentte ve eyaletlerde zabıta hizmetleri eskisiyle kıyaslanmayacak derecede gelişmesine rağmen; bu hizmetler karışık ve ayrı ayrı kurumlara bağlı olarak yürütülmekteydi. Teşkilat ve yürütme alanındaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla ilk defa 10 Nisan 1845’te is­anbul’da ilk polis teşkilatı kurulmuş, görevleri de yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiş ve bu durum yabancı elçiliklere de bir yazı ile bildirilmiştir.
    Bu nizamnamede polis teşkilatının kuruluş amacı, belde güvenliğini sağlamak olarak belirtilmiştir.
    Bu çalışmalara rağmen, karışıklık devam etmiş, istanbul’da polis hizmeti; Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, Ihtisap Ağası ve Polis adını taşıyan teşkilatlar tarafından yürütülmüştür. Taşrada ise güvenlik hizmetleri, Sipahilerden oluşan zaptiyelerle ve Asakir-i Mansure alaylanyla yürütülmüştür.

POLİS

    Polis terimi, kökeni Yunanca ve Latince olan bir kelimedir. Yunanca politeia, Latince politia kelimelerinden türemiştir. Eski Yunanlılar kendi şehir devletlerine polis ismini ver­mişlerdir.

    Polis kelimesi ıstılah! olarak, kuruluşu bulunduğu yerde kamu düzen ve güvenliğini koru­yan, yasaların adil ve eşit bir şekilde uygulanmasını sağlıyan teşkilat, kolluk, zabıta, şehirde güvenliği sağlamakla yükümlü kişiler anlamında kullanılmıştır. Polis kelimesinin yerine emniyet deyiminin kullanıldığı da olur.

    Polis görevi itibariyle; asayişi, amme, şahıs tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini koruyan, halkın ırz can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin Eden, yardım isteyenlere, yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet Eden, kanun ve nizam­namelerin kendisine verdiği vazifeleri yapan silahlı icra ve inzibat kuvvetidir.

    Genel olarak polis, bir ülkenin sükun, güvenlik ve düzenini sağlamak ve korumakla görevlidir. Bunu yerine getirirken önceden belirlenmiş müeyyidelere uymakla yükümlü ve hükümet tarafından alınan ve yerine getirilmesi istenen kararların icrasını sağlamakla görevlidir.

Zaptiye Müşirliği Dönemi (1846-1879)

Zaptiye Müşirliği, yalnız zabıta işleriyle uğraşmak üzere kurulmuş, yeni bir teşkilat niteliği taşımaktadır. 1846 yılında yayımlanan bir genelge ile polis hizmetlerinin Serasker tarafından yönetilmesinin askerlerin asıl görevlerini aksattığı belirtilerek, yalnızca polis hizmetlerini yürütmek üzere ve seraskerlikten bağımsız olarak, Zaptiye Müşirliği, Zaptiye Müşir Yardımcılığı ve emniyet hizmetleriyle ilgili kanunları hazırlamak için Zaptiye Meclisi kurulmuştur. Ancak kısa bir süre sonra da, Zaptiye Meclisi kaldırılmış ve yerine “Divan-ı Zaptiye” ve “Meclis-i Tahkik” kurulmuştur.

Böylece, hem İstanbul, hem de eyaletlerin emniyet işleri, Zaptiye Müşiriyetince yürütülmüş ve bu makam gerek teftiş memurlarıyla ikinci defa olarak 1867’de kurulmaya girişilen polis teşkilatının ve gerekse jandar­ma teşkilatının bağlı olduğu tek yer olmuştur.
Bu “Tevhid-i Zabıta” dönemi 1879 yılına Kadar devam etmiş ve Zaptiye Müşiriyeti kaldırılmış, yerine göre­vi sadece polis işlerini içeren, Zaptiye Nezareti kurulmuştur. Yani, polis ve jandarma bir daha birleşmemek ve tek elden yönetilmemek üzere ayrılmışlardır.

Zaptiye Nezareti Dönemi (1879-1909)

1876 yılındaki Tanzimat ve Islahat hareketleri çerçevesinde, Avrupa’daki örneklerine göre bir polis teşkilatı kurulmasına, I.Meşrutiyet’in ilanından sonra oluşan hükümet programında yer verilmiş ve 1879 yılında Zaptiye Nezareti kurulmuştur.

Bu dönem, bir taraftan 18 Zilhicce 1296 tarihinde oluşup, önce yalnız başkent istanbul’un emniyet işleriyle, daha sonra da 1311’den itibaren diğer illerde kurulmaya başlanan polis teşkilatını idareyle görevlendiri­len Zaptiye Nezareti’nin oluşturulmasıyla, diğer taraftan kaldırılmış Zaptiye Müşiriyeti’nin emrindeki Asakir-i Zaptiye’nin, Zaptiye Nezaretine bağlanmayarak, Jandarma Dairesi kanalıyla doğrudan doğruya Seraskerliğe bağlanmasıyla başlar ve II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Zaptiye Nezareti’nin ortadan kaldırılıp yerini Emniyet Umum Müdürlüğü’ne bıraktığı Hicri 17 Recep 1327 (22 Temmuz 1909-Miladi) tarihine kadar devam eder.
Hicri 1298 senesinde, istanbul’da inzibat ve asayişi korumakla görevli Asakir-i Zaptiye teşkilatı kaldırılarak yerlerine polis teşkilatı kurulmuş ve bunlara zaptiye görevleri devredilmişti.

1-İstanbul Polis Teşkilatı ve Bölgeleri

İmparatorluk başkenti, İstanbul, Üsküdar, Beyoğlu Polis Müdürlükleri ve Beşiktaş Polis Memurluğu adları ile dört polis dairesine ve her polis dairesi de merkezlere ayrılmıştır.
Her polis dairesi, bir polis müdürü ile bir başkan ve üyeden oluşan bir polis meclisi ve her merkez bir serkomiser tarafından yönetilmekteydi. Zamanla, meclislerin üye sayısı ve serkomiserlikler çoğaltıldı.
1303 (1886) yılından sonra, Istanbul Polis Müdürlüğü dışındaki diğer müdürlüklerin “mutasarrıflık” adını aldığı, polis müdürüne mutasarrıf denildiği görülmekte ve 1316 (1898) tarihinde de istanbul’da sivil polis teşkilatı kurulmuş bulunmaktadır.

POLİS MEKTEPLERİNİN TARİHÇESİ

Selanik Polis Mektebi

Türkiye’de ilk polis mektebi, Osmanlı imparatorluğu zamanında Selanik’te Vilayan Şahane Polis Mektebi adıyla 1323 (1907) tarihinde açılmıştır.

Dış devletlerin tahrikleri yüzünden Kümelideki Bulgar, Ulah, Sırp ve Rum çeteleri mütemadiyen hadiseler çıkararak, memleketin emniyet ve asayişini bozuyorlardı. Bunu vesile

ittihaz eden yabancı devletler, görünüşte Hıristiyan unsurların emniyet ve selametini temin gayretiyle Kümelide kendileri tarafından asayiş ve emniyetin temin olunmasına muvafakat edilmesini Osmanlı imparatorluğundan talep ettiler. Hükümet, Kümelide İslahatın kendisi tarafından yapılmasına ve fakat ecnebi devletlerden gönderilecek bir grup zabıtanın nezaret ve idareleri altında jandarma ve polis tenkisatının icrasına, çetelerin tecavüzlerine nihayet verilerek, emniyet ve asayişin iade ve istikrarına ecnebi devletlerini razı etti. Bunun üzerine Almanya, Rusya, ingiltere ve italya devletlerinden sekizer-onar zabit­ten mürekkep birer askeri heyet geldi. Polis teşkilatı için Belçika’dan iki zabit geldi. Bunlardan biri Leon Brozo’ydu. Bu zat, Selanik’te açılan polis mektebinin ilk müdürüdür.

Mektebin talebisini Selanik, Üsküp ve Manastır vilayetlerinden posta posta gönderilen memur ve komiserler teşkil ediyordu. Selanik’teki okul binası askeri hastane civarında kiralık bir evdi ve talebeler leyli (yatılı) idi.

İstanbul Polis Mektebi

1908 senesinde Mülazım Feridun Bey’in İstanbul polisinin İslah ve tensiki hakkında Şurayı Ümmet gazetesinde bir kaç makale yazması üzerine, zamanın Zaptiye Nazırı Farukizade Sami Paşa kendisini davet ederek görüştü. Görüşmelerin neticesinde Feridun Bey’in idaresinde olmak üzere, İstanbul’da bir polis mektebinin açılmasına karar verildi. Fakat polis mektebi açılıncaya kadar, İstanbul komiser ve polisleri, kısım kısım Direklerarası’nda bulunan Ferah Tiyatrosunda toplanarak Feridun Bey tarafından kendilerine hürriyetin faideleri ile mesleki ve ahlaki mevzulara dair konferanslar verildi. Ve 1909’da mektep açıldı. Mektep müdürlüğüne Yüzbaşı Ahmet Bey, Terbiye-i Meslekiye ve Bedeniye mual­limliğine de Feridun Bey tayin edildiler. Mektep, Mabeyn Dairesinde faaliyete geçti.

Meşrutiyet’te İstanbul Polis Mektebi Dersleri

Kavanin, Polis Nizamnamesi, Telefon ve Telgraf Muhaberesi, Eskrim, Otomobil, Motor, Makine Sevk ve idaresi, Meslek Terbiyesi ve Fiili Hizmet, Atış Nazariyatı, Acil Müdavat ve Hıfzüssıhha, Daktiloskopi ve Fotoğraf, Hesap, Beden Terbiyesi, Usulü Tahrir

Meşrutiyet’te Diğer Polis Okulları

Meşrutiyet hükümeti Beyrut, Erzurum, Bağdat, Adana, Trabzon ve diğer bazı vilayetlerde birer polis mektebi açmıştı. Fakat bu mektepler müsaid bir faaliyet devresine giremeden Cihan Harbi patlayıverdi. Ve bu ciddi teşebbüs yüzüstü kaldı. Bu yüzden İstanbul Polis Mektebi dışındakiler birer birer kapatıldılar.

POLİS NEŞRİYATLARININ TARİHÇESİ

1- Polis adlı ilk mesleki neşriyat

Üsküp ve Bitlis Valilikleri, Ankara Reji Müdürü Umumiliği ile İstanbul Polis Müdürü Umumiliği vazifelerini ifa etmiş olan merhum Mazhar Bey zamanında 1327 yılında, dört sayfadan ibaret olarak neşredilmiştir. Bu gazete, 30-35 nüsha kadar çıkabilmiştir.

2- Polis Mecmuası

Mülga İstanbul Emniyeti Umumiye Müdürlüğüne bağlı ve Polis Mecmuası Müdürlüğü adını taşıyan bir neşir direktörlüğü tarafindan polis gazetesini istihlaf ederek 1329 senesinde doğmuştur. 15 günde bir yayımlanan bu mecmuanın ilk sayısı Temmuz 1913 yılın­da yayınlanmıştır.

Bir müdür ile bir katipten müteşekkil kadrosu ile 1340 yılına Kadar İstanbul’da neşri Temin olunmuştu. Bu müdüriyet, 930 yılında Ankara Emniyet Umum Müdürlüğüne nakledilmiş ve S.Şubeye mülhak bir büro halinde, Ekim 1937’ye kadar Genel Müdürlükçe neşredilmişti. 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 18. maddesi gereğince Ankara Polis Enstitüsü açıldıktan sonra mecmua, enstitü müdürlüğüne devredilmiş ve o ta­rihten itibaren üç ayda bir Polis Dergisi adıyla neşredilmeye başlandı. Bu mecmua, ensti­tüye devredilmeden önce de Polis Dergisi adını almış bulunuyordu. Ve son yıllarda üç ayda bir yayımlanmaktaydı. Ayrıca her sayısında zabıtayı ilgilendiren mevzuatın birer forması ek olarak yayımlanıyordu.

3- Polis Dergisi

Bu dergi, Polis Enstitüsü Müdürlüğüne devredildikten sonra, entellektüel zümreye hitap eder mahiyette yazılar yayımlanmaya başladı. Türk ve dünya zabıtasındaki mühim aktüalitelerle, teknik fâaliyetlere yönelik yazı ve fotoğrafların yer aldığı dergi, yüksek bir mesle­ki broşür niteliğinde neşredilmekteydi.

4- Polis Gazetesi

Polis Dergisi’nin entelektüel niteliği dolayısıyla, yani popüler bir mecmua olmadığı için bütün kadro mensuplarına dağıtılmasında fayda görülmemiş, bu yüzden zabıtayı yakından ilgilendiren aktüalilerle, bunlarla ilgili bilgilerin, Avrupa’daki benzerleri gibi fotoğraflı bir Polis Gazetesinde yayımlanması uygun bulunmuştu.

1.1.1939 tarihinden itibaren, ayda bir kez ve 16 sayfalı olarak Emniyet Umum Müdürlüğü Yayın Basın Mütehassıslığı tarafından Polis Gazetesi yayımlanmaya başladı.

TBMM Hükümeti Emniyet-i Umumiyesi

Milli Mücadele yıllarında Osmanlı Devletinin Emniyet-i Umumiye Müdüriyetinin nüfuzu İstanbul ve çev­resiyle sınırlanmışken, 24 Haziran 1920’de Milli Hükümet tarafından Emniyet-i Umum Müdürlüğü kurul­muş, küçük bir kadro ve büyük bir fedakarlıkla Anadolu’nun polis hizmetleri yürütülmeye başlanmıştır. Durum böyle olunca Emniyet teşkilatı iki yıl boyunca iki elden yürütülmüştür. Birincisi İstanbul’daki Emniyet-i Umum Müdürlüğü, ikisincisi ise, Ankara’daki milli hükümete bağlı Emniyet-i Umumiye Müdürlü­ğü-

Milli Mücadele yıllarında, Osmanlı Devletinin en son Emniyet-i Umumiye Müdürlüğünün ülke düzeyinde ve 1919 yılındaki kadrosu; 26 Polis Müdürü, 37 merkez memuru, 107 Serkomiser, 150 ikinci komiser, 499 üçüncü komiser, 4210 polis memuru, 8 Taharri baş memuru ile 22 birinci sınıf, 45 ikinci sınıf, 209 üçüncü sınıf memur olarak gösterilmektedir.

Milli Hükümetin Emniyet-i Umumiye ise; bir Umum Müdür, bir muavin ile emniyet, Seyr-ü Sefer (Trafik), Memurin (Personel) Şubelerinden ve 6 kişilik Teftiş Kurulundan meydana gelen kadrosu ile çalışmağa başlamıştır.

Şube teşkilatı mevcut değildi. Bütün dosyalar hükümetin elinde kalmıştı. Özetle, tam bir yolduk içinde çalışmaktaydı.

İstiklal Savaşı kazanıldıktan sonra 1922’de İstanbul’daki Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti kaldırılmış, 1923 yılında İstanbul Polis Müdürlüğü’ne dahil edilmiştir.

Ancak, şunu belirtmek gerekir ki, 1907 ve 1913 tarihli Polis Nizamnameleri 1932 senesinde 2049 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun ve 1934 senesinde de Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile 1937 senesinde 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun yayımlanmasına kadar yürürlükte kalmış ve Polis Teşkilatları bu nizamnamelerin hükümlerine göre görevlerini yürütmüşlerdir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE POLİS HİZMETLERİ

Kuruluşunu Düzenleyen Mevzuattaki Gelişmeler

Hükümet, Türk polisini ilmi ve teknik esaslara göre düzenlemek için Avrupa’nın çeşitli ülkelerine memurlar göndererek bilimsel ve teknik sahalarda yetişmelerini sağladı. Hatta Avusturya’dan iki mütehassıs getirilmiştir.

Ülkede modern bir polis teşkilatının kurulması amacıyla yapılan hazırlık mahiyetindeki çalışmalar, 2049 sayılı Polis Teşkilat Kanununun yayımlanmasına Kadar devam etmiştir. Ancak, bu zaman içerisinde emniyet işlerini, 1329 tarihli Polis Nizamnamesi’ndeki teşkilata göre idare etmenin imkansızlığı karşısında her yıl bütçe kanununa bağlı kadro cetvelleriyle bu teşkilatta zaman zaman değişiklikler yapılmıştır.

Esasen 1921 Kanuni Esasi’si tarafından idari yapıda, merkeziyet usulünün bütün unsurlarının öngörüldü­ğü, 10. maddesiyle Türkiye’nin vilayetlere, kazalara ve kazaların da nahiyetlerden oluştuğu, bu yıllarda ülkenin bütün il merkezlerinde polis teşkilatının kurulmuş olduğu ve teşkilatların başında, bütün illerde Emniyet Müdürü bulundurmak imkanı olmadığından, bazı illerde serkomiserlerin ve bazı doğu illerinde de komiser muavinlerinin teşkilatı yönettiği, birçok kaza ve nahiyede ise; emniyet ve asayiş işlerinin jandarma tarafından yerine getirildiği görülmektedir.

1924’te Emniyeti Umumiye Müdürlüğüne bağlı olarak yeni birimler oluşturulmuş ve Umum Mü­dürden başka, bir Umum Müdür Muavini, Üç Şube ve Evrak Memurluğu ve Polis Mecmuası Müdürlüğünden oluşmuştur. 1341 senesinde, üçüncü şubeden levazım işleri alınarak, Levazım ve Kısmı Fenni adıyla oluşturulan beşinci şube müdürlüğüne verilmiştir.

1930 senesinin haziran ayında yürürlüğe giren 19 Mayıs 1930 tarih ve 1624 sayılı Dahiliye Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkındaki Kanun çıkarılmıştır. Kanuna göre; Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü adı Emniyet işleri Umum Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. Memurin ve Levazım Müdüriyeti birleştirilerek üçüncü şubeye bu isim verilmiştir. Beşinci şube de teknik işlere ayrılmıştır. Parmakizi, ayak izi, fotoğraf tetkiki ve bunlardan bir sonuca vararak olayların aydınlatılması için bu şubenin ihtiyaçları karşılanmış ve o günün şartlarında modern bir şekle getirilmiştir. Azınlıklar ve yabancıların işleri; dördüncü şubeye verilerek, altıncı şube kaldırılmıştır. Bu durumda, Emniyet işleri Umum Müdürlüğü’nün merkez teşkilatı, beş şube ile müstakil bir evrak kaleminden oluşmaktaydı. Birinci şube; memleketin genel güvenliğiyle ilgili işleri, ikinci şube; idari, beledi ve adli işleri, Üçüncü şube; özlük işleri, öğretim, saymanlık, donatım işleri, Dördüncü şube; yabancılarla ilgili işleri, Beşinci şube; teknik, istatistik ve yayın işleri, Evrak bürosu; Umum Müdürlüğe ait haberleşme, iş sahiplerinin başvurularını kabul ve sonuçlandırma işlerini yürüten bölümlerden oluşmaktaydı.

Emniyete ait mevzuatın bütün olarak yenilenmesi yönünden önemli ilk adım 30 Haziran 1932 tarihli ve 2049 sayılı Polis Teşkilat Kanununun çıkarılması olmuştur. Bu kanunla, 2 Mayıs 1329 tarihli Polis Nizamnamesinin bu kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve Cumhuriyet polisinin yeni teşkilat esasları kurulmuştur.

1932 senesi Eylül ayı başında yürürlüğe konan bu kanun; merkez ve taşra kuruluşlarına ait ilkeleri, kadroları ve derecelerini, mesleğe giriş şartlarını, seçme, atama, yükselme, yer ve görev değiştirme usûllerini ve teşkilat içinde görevli kurullar ile disiplin suç ve cezalarını düzenleyen 46 maddeden oluşmakta idi.

Bu kanun gelişmelere ayak uyduramadığı ge­rekçesiyle 4 Haziran 1937 tarihinde kaldırıl­mış, yerine neşir tarihi 12 Haziran 1937 olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu yürürlüğe konmuştur.

Bu kanun Emniyet Teşkilatında yapı ve fonksiyon itibariyle yeni birimlerin oluşmasına sağlamış, daha önce şube olarak hizmet veren birimler çoğaltılmış ve Daire Reislikleri olarak faaliyete geçmiştir. Buna paralel olarak da personel sayısı artmıştır. Ayrıca emniyet teşkilatının bölümleri, meslek dereceleri, mesleğe kabul ve tahsil şartları, meslekten çıkma ve çıkarılma ve disiplinle ilgili hususlar tekrar belirlenmiştir. Bu kanun 98 maddeden ibaret olup, bugünkü teşkilatlanmanın dayanağıdır. Yayımlandığı günden zamanımıza kadar ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek amacıyla birçok değişikliğe uğramıştır.

Görev ve Yetkilerini Düzenleyen Mevzuattaki Gelişmeler

Çeşitli kanunlarda yer alan görev ve yetkilere ait hükümlerin sistemli bir şekilde toplanarak icra edilmesinin gerekliliği üzerine 4.7.1934 tarih ve 2559 sayılı “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanun 28 maddeden ibaret olup, görev ve yetkilerin kullanılmasının hukuki dayanağı niteliğindedir. Yayımlandığı günden zamanımıza kadar ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek amacıyla değişikliklere uğramış ve bazı maddeler eklenmiştir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu polisin görev ve yetkilerini genel hükümler halinde belirlemektedir.

Yeni Birimlerin Kurulmasını Sağlayan Mevzuattaki Gelişmeler

1953 yılına kadar trafik problemi belediyelerce hazırlanan Seyrüsefer Talimatnamesi ile 2559 sayılı PVS ve Jandarma Vazife ve Selahiyet Nizamnamesinin getirdiği yükümlülüklerle giderilmiştir. Trafik probleminin halli için ayrı bir teşkilatın kurulması zorunlu hale gelmiştir.

POLİSİN HİZMETE GÖRE TAKSİMİ

Hizmete göre polis; idari, adli, siyasi ve trafik olmak üzere dörde ayrılır. Bu ayrım eski polis nizamnamelerimizce de Kabul edilmiş olan tasnife dayanmaktadır.

İdari (Önleyici) Polis

Sosyal ve genel düzenle ilgili kanun, nizam ve emirlerin yapılmasını sağlayan, suçu oluşundan evvel önleyici tedbirler alan polise idari polis denir, idari polise, eskiden düzenlik ve zabıtaya mania polisi denirdi, idari polis, önleyici, koruyucu ve yardım edici görevleri yapmak için suç oluşturan unsurları göz önüne alarak o mahalde merkez, karakol, nokta, devriye ve motorlu ekipler kurar. Yurt içine zararlı kişi ve maddelerin girmemesi için giriş kapılarında gerekli kontrolleri yapar, umuma açık yerlerde suçların oluşmaması için tedbirler alır. Ruhsatsız silahları yakalamak için aramalar yapar, genel ahlaka uygun olmayan hareketleri önler. Açılması izne bağlı yerlerden izinsiz açılanları kapatır. Halkı rahatsız edici hareketlerin olmamasını sağlar. Toplu hareketlerin, gösteri yürüyüşlerinin, grevlerin kanun içerisinde devamını sağlar, sarhoş, alil ve acizlerin yardımına koşar, terkedilmiş çocukların ilgili müesseselere yerleştirilmesine dair hizmetleri yapar. Sine­ma, tiyatro gibi yerlerdeki toplu çıkışlarda suçların oluşmasını önler ve bunun dışındaki diğer önleyici zabıta hizmetlerini görür.

İdari kolluğun en belirgin özelliği, önleyici nitelikte olmasıdır, idare, kanunların suç saydığı fiillerin oluşmaması için önceden bazı önlemler alır ve uygular, emir ve yasaklar koyar, gerektiğinde kuvvet kullanarak bu faaliyetleri engeller.

Eğer olmuşsa devamına engel olarak kamu düzenini sağlamış olur ve düzenin devamlı olmasını Temin Eder. idari kolluk, kural olarak suçluları izleyici, delilleri toplayıcı değil, düzenleyici, önleyici ve durdurucudur.

Adli (Kovuşturucu) Polis

Adli polis, en az tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde adli işlerle uğraşmak üzere, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrosundan ayrılan görevlilerden oluşan kısımdır. Karakol istenilen düzeyde teşkilatlanmaya sahip değilse, personelin bir kısmı veya hepsi bu görevde çalışır.

İl Emniyet Müdürlüklerinde adli polis görevi için şube kuruluşuna gidilmiştir. Ancak karakollar da kovuşturucu polis görev yapmaktadır.

Suç soruşturmaları, Emniyet Teşkilat Kanununda yer alan temel prensiplere uygun olarak, yetkili adli makamların talimatları doğrultusunda yapılır. Kamu düzenini bozucu bir suç işlendiğinde adli polis delilleri toplamak, suçu işleyen şahısları yakalamak, C.Savcısı adına soruşturmayı yürütmek ve suçluları adalete tes­lim etmekle yükümlüdür. 2559 sayılı PVSK’nun 2. maddesi 6. bendinde de polisin adli görevi belirtilerek “işlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak” diye belirtilmiştir, idari polis, adli polise gerekli hallerde veya savcının isteği üzerine yardımla mükelleftir, idari polis, adli polisi ilgilendiren bir olay karşısında kaldığı zaman, bir taraftan adli polis görevini yerine getirmekle beraber, diğer taraftan adli polisi haberdar eder ve adli zabıta gelince işi ona bırakır. Teorik olarak adli ve idari polis görevlerini ayırmak mümkün olmakla birlikte, tatbikatta bunların görevlerinin sınırlarını ayırmak mümkün değildir.

Siyasi Polis

Siyasi polis; yurdun genel güvenliğine karşı her türlü hareket ve tecavüzü önceden Haber Alan ve sanıklarını yakalayıp adalete teslim Eden polistir. Anayasanın koyduğu demokratik düzeni ve yurt bütünlüğünü bozmaya ve yıkmaya yönelen propagandaları, gizli örgüt faaliyetlerini izler ve tespiti halinde suçlularını adalete teslim eder. Bu tür faaliyetleri çok gizli ve kurnaz taktiklerle yerine getirir. Her şeyden önce tehdit ve tehlikenin ne olduğu, güvenlik vasıtaların halihazır durumunu gözden geçirir ve durum tahlili yapar.

Bundan sonra aktif bir şekilde operasyonların icrasına imkan verecek sızma ve benzeri çalışmalara geçer. Bunu yaparken devlet güvenliğini aleyhine tertipler içinde bulunan örgüt ve grupların metod ve hedeflerini belirler ve bunları hukuki delillerle ispat suretiyle adalete intikalini sağlar.